Zifirî bir gecede çevriliverdi
Sürgün kapısının tokmağı.
Kurtuluş ufkunun alnından
Güneşli müjdeyi okudum.
Sabır tığıyla çile kanaviçesini
İlmek ilmek dokudum.
Dolunayın şavkı vurur gönlüme
Hasret ateşim tutuşur,
Seni düşlerim en parlak halinle…
Donar damarda kanım,
Yıldızlara bakar bakar
Göğsümü yumruklarım...
-I-
Yaz mevsiminin en nadide, en neşelisi,
Serin bir temmuz gecesi.
Mavilikler doğuyor gönlüme,
Engin, duru, saf mavilikler…
Eriyor kederler birer birer,
Cesaret vermedin bu garip cana,
Tebessüm aradım hep yana yana.
Sundum elmas gibi aşkımı sana,
Ne olur sevdiğim, dön de gel bana!..
Gönül ülkesinin bayrağıydın sen,
Çağımız çılgınca acı ve çiğ;
Ateşböceği şavkından söz
Yankısı olmayan ses
Umutsuzluğa hapsolan nefes
Işığa karşı yabancı.
Ne kadar da uzak
Gecenin bu en karanlık anında,
Venüs’ü andıran hatıranı izliyorum.
Buluşuruz diye mehtabın koynunda,
Yemyeşil bahçeler gizliyorum...
Sıcak gülüşün, cömert bakışların,
Gurbet yamaçlarını hüzün kapladı,
Güz gürzünü eylül dala sapladı.
Pitoresk bir tablo, notası: sızı
Yaprak dökümüdür dökülen dizelerden.
Sürgüne uğramış sürgünler gün ötesine,
Kederden hıçkırıyor, bak her sine.
-I-
Çılgın sahraların göğsüne kadar
Uzanır zamanın parmak uçlar
Ruhumun aynasıdır, ruhun.
Nazın, edan, sevdan alır aklımı
Yola, çöle, dile düşürür.
Yavaşça uzatsam ellerimi göğe
Hissetsem bulutların yumuşaklığını.
Çeksem içime doya doya
Baharın misk ü amber havasını.
Koşsam taptaze kırların üstünde,
Hatıra kuşandım cepken yerine
Kurşundan maziyi sıkasım gelir.
Yıllardır ağlarım kendi kendime
Keban olup bendi yıkasım gelir.
Ezelden işlenmiş yazgına adım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!