"Hata etmek kula mahsus" sözü gerçek olsa da
Candan öte bir can vardır; o’na aslâ "öfff" denmez!
Amel kabı ağzına dek sevap ile dolsa da
Mîzan günü "az miktar"dır; anne hakkı ödenmez!
Görünse de gözümüze çözümü zor, devâsâ
Hergün bir önceki günden de beter
Düşmana az geldi yaktığı kına...
Bu kadar delâlet, hoşgörü yeter!
Asın kahpeleri...Allah aşkına...
Kapana girince sansar sürüsü
Ey Melik’in mülkünde destursuz gezen densiz!
Ömrün hevâ örsünde, elde kalan âna bak
Ne doğumun tesadüf, ne varlığın nedensiz
Kaldır da bir başını Âşiyân’dan yana bak!
Hitapsa beklediğin gelmek için kendine
Gören göze sır değil, yaylar oka gerilmiş
Havada kan kokusu, yoğun bir sis, duman var...
Taşları bağlamışlar, itler salıverilmiş
Yine bir kahpe pusu; hedefte Müslüman var.
Zulüme ayarlanmış zalimin düzen çarkı
Cam kırığı değil hayalkırığı
Gam düşer gönüle, hâr olur bazen...
Hüzün boyadıkça her hıçkırığı
Gözde sele sebep zâr olur bazen.
Dense de her gelen gönüle sefâ
Nakşetmiş Yaradan "Nurlu Kitap"ta
Karadan ayrılır ak ihlâs ile
İkâz da kul için akla hitap da
Âleme ibretle bak ihlâs ile
Beşerin helâkı hadsiz hevâdan
El ayak çekilince, her gece sessiz sessiz
Gönüllerde bir otağ, dertli baş arar hüzün.
Güz güneşine benzer; tebessümden yoktur iz
Solmuş, sararmış çehre; çatık kaş arar hüzün.
Elde mendil, dilde âh, gözde yaş arar hüzün.
El ayak çekilince, her gece sessiz sessiz
Gönüllerde bir otağ, dertli baş arar hüzün.
Güz güneşine benzer; tebessümü edip giz
Solmuş, sararmış çehre, çatık kaş arar hüzün.
Elde mendil, dilde âh, gözde yaş arar hüzün.
Şayet soran olsaydı, dokuz ay beklemeden
O zifirî engeli kolay aşmak isterdik…
Değil kundakta yatmak, henüz emeklemeden
Rahat yürüyebilmek hatta koşmak isterdik.
İnsan bu pek sabırsız; sanırsın ki padişah
Dayanılmaz oldu kahrı kalemin
"Yetmedi mi, şu orucu boz! " diyor...
Nişangâhı etme cümle âlemin
İncinsem de, gönül kırmam, söz diyor.
Zamanıyken hece hece esmenin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!