Layık olsaydı şayet ümmeti El Emîn'e
Ne zaafa düşerdi, ne zillet elemine...
Bir kalem ki, hiç sancı çekmemiş O nur için
Nereden bilebilsin "paye" ne?, onur niçin?
Niçin yadıyla yanar, sızlar serde genizler
Kim bilir kaç imtihandan çıktı ırkım alnı ak
'Bitti' derken son musîbet, derde dûçâr kıldı Hakk
İz bırakmaz zannederdim kalbe kasvet her belâ
Yandı heyhât, yandı sînem, sanki dersin Kerbelâ
Devir kötü, devrân bozuk diyorlar
Devire de düzene de eyvallah...
Gözüm yaşlı, bana "yazık" diyorlar
Ezene de üzene de eyvallah...
Nazar edip âleme görememek; ne feci!
Gören göze han gurbet, gelen her can mülteci
***
Yok mu Yâ Râbb nevbahardan hiç umut
Kış ayından çok usandım, yaz hani?
Nârı nûr et, bir ışık yak az avut
İkramından hüzne kandım; haz hani?
Dert musîbet, ömrü külfet âcize
Zâlim zulmü "meziyet", kötülüğü "kâr" sanır
Gerçekte -er ya da geç- hep iyiler kazanır!
***
Her yerde bir nizam var, niyetleri sezen var
Biliyorum kırgınsın, kızmanın sebebi var
Ürkek bakışlarında ayan olmuş giz çocuk
Biliyorum imkânsız kırık kalbini îmar
En ağır sitemleri sıra sıra diz çocuk
Bilsem ki özlemin gerçek ve büyük
Doğarım ufkuna gülümseyerek
Beyhûde bekletip olmam sana yük
Sevgimle sararım, "gülüm" diyerek.
Kırsan bile beni darılmam inan
Tükenmez sanıyordum; bittikçe başa sarar
Ne âh vardı hesapta... ne gözyaşı... ne zarar
Oysa şimdi gün akşam güneş gözüme firar...
Bir an uyuyakaldım... avcumdan uçtu ömrüm
Elde mendil, dilde âh; beyhude geçti ömrüm
Ne zaman bir kış günü göklerden süzülse kar
Anılar dile gelir gönlüme hüzün akar
Diyorlar ki "her ateş düştüğü yeri yakar..."
Şimdi Ferhat misali dağları aşıyorum
Bu gerçeği kış günü yanarak yaşıyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!