İçindeki şehzâdeyi
Öldürdüysen bir kere
Hiç uğraşma, beyhude
Sevemezsin artık sen kimseyi...
İki kere iki dört eder
Kuşlar yağmura pisler
Bu e-posta evreninde
Şiir ancak çöpe gider!
Sana mı bühtanlarım
Bir umut kopar gibi çılgın yasaklardan
Niye, niçin
Bu çığlık gibi duruşun?
Niye gençliğini yasakların
Onlara da söyleyin komasınlar beni
İyi günler dileyin anlasınlar beni
Küçücükten sevdim ellerini,gözlerini
Kimi ok, kimi ipek okşar gibi dillerini
Ilıktılar, âcizdiler ve bilmezlenirlerdi
Kendilerinde başlar ve biterlerdi
“Ölmeden önce, niye yaşamış olduğumu anlamak isterdim...”
Ve yirminci yüzyılın ilk çocukları da öldüler
Çaresizdiler
İki savaş arasında bir İstanbul’u
Bilebildiler
Özetlemek gerekirse çocuklar
Konuya girmeden
Dersimiz bitti
Daha konuyu görmeden
Konu nedir bilmeden
Bilinmeyene başlık ararken
Ve o bakışlar
Sonsuz ve bembeyaz
Sonsuz ve bucaksız
Uzak buzlar buzlar üstünde
Kâh giderdi, kâh gelirdi
O siyah troyka,
O tanrısal izdüşüm odağında bu pembe
Bir renk bile değildi
Ve geceyi sarsarak
Duraksak,
Islak ve sarı bir ezgiyi
Koynundan çıkartarak
Bakın bir açık, bir çatlak yok bu cilâda
Bu cilâ kabukları zırh yapıyor
Ve kabuk türü artık fark etmiyor:
Ceviz, yengeç, al elma
Deşe debe yaralar
Zorluklardan kaçmam ben
Zorluklar gelir üstüme
Durur beklerim
Çarpana dek
Sonra devrilir giderim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!