zaman hayat tüketen bir tiryakidir
süre tanımaz demlenmesine farkında olmamanın
şarkıların değeri hep sonradan anlaşılır
akıp giden içrek turunculuğunda
hüküm sürer gece griliği arasında ağaçların
aslında o alacalı baharın son tangosudur
su başlarında konakladım
ümidin resmine kavuşmak tutkusuyla
kararmış hasta yosunları karıştırdım
alçak gönüllü
kirli kıyılara vurmuş atıklarda aradım
ustasını utançlı bırakılmışlığın
düşlerimdeki samanyolu
sızım sızım sızılar
o senin hiç olmayacağındır
ağzımın içi karanlık mı karanlık
konuşsam konuşacak olsam
yıldızlar kanatır dişlerimi dudaklarımı
ben...
uzağa uzaklaştım çay içiyorum
elim ayağım tiril tiril karmaşıklık
dişlerimi kamaştıran bir ağrıyla
yollara düşerek sağlıyorum
sonların önü
Gizi kirlenmedi henüz
Gözlerden uzak ayrılığımızın
Sıradan bir kışı daha yeni ayrı geçirdi
ben sana bakmam
bütün bakmaların canını alırım
kendimin olmamak pahasına
ben sana bir baktım sanırsın
milyar ömre can okuturum aslında
yol üstü sohbetlere benzer ölümüm
öyle bir acıktım sana
seni sevmeye
konuşmayı
inançlarına ters özleyişlerinle eskimemeyi
bak hala birgün geleceğim diyorum
değiliz daha eşiğinde son oyun çığlığımızın
şarkılarımdaki çocuğun dumanlı sokağında
bir sensin rüzgarı dinmeyen uğultu
gözlerinin seni yanılttığını anladığında
renklerim olmayacak göğündeki düş avuntunda
uçurtmalarını paylaşmadın benimle
bu son kışın...
ilk akşam karanlığının
ilk karartısını ben gördüm
evlere girme saatinde
gündüzden kalma son sesi ben duydum
ilk defa ben değilim ortada kalan
herkes ortada kaldı
Son Dilek
tutup soluksuz bıraktın haksız hazanlarımı
hayallerim kırılırsa aynalara bakma
göremezsin kendi baharını
dalgalar kıyıya vuramaz artık




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.