inanılmaz derinliklerden çıkıp da
çıkamadığım bu saatlerin ortasında
bulvar boylu bir soğukta anımsadığım
bir temmuz gülüşü oldun da
kuruldun ya yeryüzü soframa
şimdi tüm mevsim
sahnede sorusuz sararmışız kıt akıllı
mezarlık böcekleri saçlarımızda inan
tarihe ve zamana aykırı bir suskuda
yaygın mevsim geçişlerinden farklıca
değişiyor gözlerinin anlamı
bakışların kaçarken sarı sıcak
soluğumda bu yıldız tozu
sen oluyorsun neyi çeksem içime
çifte yalnızlığımıza göz kırpışlı
sana
aydınlık sabahlar
tabi ki sensin yüreğimin duvarına çakılmış boş çerçeve
boşladığın hayat resmimi doldurdum yalnızlığımla
BOŞLUĞUNU ARIYORUM CEPLERİMDE
çisil çisil ölmeyi yeğ tuttum hiçinim ya
yüzümü ayrılığımızla yıkıyorum her sabah
çisil çisil diyorum anla beklemeliyim şehir ellerine aç
saçılmışız diyorum kendime gülümser bir alışkanlıkla
boz bulanık kahırlanırdı notalar kaşlarında
götürdüğün bakışlarında yarının türküsü
ellerimle aramdan su sızmaz uzak seherinde gidişinin
hiçbir unutmayı yazmaz kalemim geleceğim ellerimsiz
yağmur sızlar uzak ve mor bir kaçışta
hayat gibi akmaz su
yaklaşan ince bir yalnızlıktır
kahrı yolları bitirememekten
tek isyanı ölüm olmamalı soruların...
bozulmuştur gri
kahramanlık yetinmez bu savaşla
bacalar göğün hıncına müsait
düzensiz aralıklarda siyah noktalar
kuşlarda yuvasızlık hali acımsı
buruk tadlar bırakarak içimde
Browning
kaşmir bir ceketin vardı damalı
sana kaçtığım zaman üstünde hep o olurdu
saçların soğuğu severdi bakımsızdı sokaklar
sigaranla öpüşürdün sigaran gülerdi toyluğuma
bu bir çıldırma öyküsü
hüzün odalı imkansız bir mut
sakladım iç burukluğumu oh
ilk defa böyle artistçe ağladım
engininde burnunun altındaki yaranın
ağzım yüzüm gözüm burnum salya sümük




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.