kitaplar dolusu dünyalar kurdum ikimize
ama sen çizgiler çektiğin yerlere kaçtın
donuk ürperişlerle yorumluyorum artık
cadde boyları kalabalıkların arasından sızışını
bakmaya mecalim kalmazken
yankısız ikindiler çökmüş dudaklarına...
kimi şose kimi ışıksız karanlık
yoksunluğumu yüzüme vurmayan
yağmurla ıslak güneşle aydınlık
akşamları bastığım yeri görmüyorum
bu yağmurlar beni durduramıyacak
her yanım alev her şeyim yanık
günün ucunda su tomurcuğu
gözlerimin alabildiğinde
kısa bir külleşmişliği acılarımın
kirpiklerime dokununca imkansızlık
karardığı gelirdi denizin
dışarıdan korkunca içerisi
kahkahası nasılsa ortasından kesik
adımları her yöne yarım
bakışları ancak kirpiklerinin ucuna kadar
suçsuzluğuyla suçlu
şarkısını bir kendi dinledi
ve tek kendine söyledi
ağustostu
unutulmuştum
anımsanmak için sevince
kırılgan bir güle
gömüldüm...
beni unutmanı gördüm arasız bir yağmurdu
eski çocukluk hastalıklarımı ararken
koyu bir yalnızlıktan gözlerim yeni açık
dünyayaya uzak bir kentte
son paramla bir sinemadan çıkmıştım
sense şimdi bile
sakın konuştuğumuz yılgınlığa tutunma
bu yol en eski yolumuz
söğüt kokulu
genzimi yakan bir imkansızlık havası
tedirgin gidişlerin kaybolurken yastığımda
nereyi kimi düşünsem
el ayak çekildi günden
ben elini eteğini öpüyorum şiirin
hayatlar eksiliyor kaldırımlarda
kimbilir kaç odada umutlar boğazlanıyor
televizyon başında
benimse ne zamanım ne mekanım var
canıma kastederdi gün ortası kaygıları
ömre gündelikçi gelmişim gibi tutarsız seslenişler dolusu
dilendiğim vapur artıkları yorgun döşeklerde kan revan içinde
martı sesli bir çöl kadar kendime küsüm kaderime razı
salı günleri kadar dünya işlerine hazır olsaydım keşke
perşembeler kadar aşkın
imla hatasıydı ismin soğuğuma
obualı bir acıdır noksansız
çağ dudaklı öpüştüğümüz gece
güleç bir ölüm
yarınlara hazırlarken yüreğimi




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.