öğle güneşiyle çöken kabullenilmiş sessizlikte
ayağı sakat karıncayla konuştum sanki terli susamış
hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum sonsuz acunda
seni sevmenin yükümlülüğüyle atıyorum her adımımı...
duygularımı eritmeye çalışıyor sanki temmuz sıcağı
yanıbaşımda üç temmuz sonu
önümde çay ve kitap
haydar paşa paşalar gibi martılarla
karşımda uzun ve kıvırcık bir umut
bana seni anımsatmayan hiçbir şey yok
en küçüğü de
büyüğü de kan kırmızı
sensiz gecenin......
sarı bir geceliğe benziyordu toprak
sıcak sımsıcak yemiş gözlü bir yazdı
yanıma yaklaştığını anlamadan
uzaklaştı umutlarının tazelenişi
acılarımdaki hep son defalıktan
toprak ilk defa soyundu ilk gençliğime
ayrılığımızla geldik boynumuz bükük
yağmurdan gayrısı yok derdimize çare
sensiz bir vapur eskiziyim
dudağındaki o titrek ürperti
denizimdi kan deryası
tınısında damarlarımda akan ırmağımın
sessiz bir vapur eskiziyim
esrik bir yağmuru paylaştık
sana seslenemedim
bir kolumda yalnızlık
bir kolumda sen/sizlik
kendimi bilmediğim bir yerdeyim
öyle acizim
tekin değilim in cin top oynuyor pusulasızlığımda
fırtınaya yakalanmış basiretsiz yanlarımın şeytansı
itirafçı itaatkar çok meğerli pişmanlığı sen sen sen
han hamam kalmadı gezmedik kervanlı masallarımda
elimde bir temmuzum kaldı yaktım iklimlerimi
ellerine güneş de değse
kararır günlerin bölünmüşlüğünde yas tutmuşluğunun
ellerin tuzu ve suyu unuttuğu an
benimsin unutkanlığında ölümün
düşlerimden sıyrılarak tutsağın olurum
yeter ki saçların dal olsun hazan kuşlarıma
sislenir anlaşılmazlık
uzak liman ışıkları yankılanır ıssızlığında
ağustos böcekleri sus pus
ipin ucu kaçar kapanır gözlerim




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.