ellerine güneş de değse
kararır günlerin bölünmüşlüğünde yas tutmuşluğunun
ellerin tuzu ve suyu unuttuğu an
benimsin unutkanlığında ölümün
düşlerimden sıyrılarak tutsağın olurum
yeter ki saçların dal olsun hazan kuşlarıma
sislenir anlaşılmazlık
uzak liman ışıkları yankılanır ıssızlığında
ağustos böcekleri sus pus
ipin ucu kaçar kapanır gözlerim
tekin değilim in cin top oynuyor pusulasızlığımda
fırtınaya yakalanmış basiretsiz yanlarımın şeytansı
itirafçı itaatkar çok meğerli pişmanlığı sen sen sen
han hamam kalmadı gezmedik kervanlı masallarımda
elimde bir temmuzum kaldı yaktım iklimlerimi
Emrivaki
öpüşmek seninle köşe başının ardındaki
meraklarım öldürecek beni yağmurlu ıslanmış
pembe gülün solarken anımsattığı ağır aksak
ölüşlerim senin elinden olsun haylazım celladıma
senden kaçtım
trenler mavi bir yağmurla ağlıyordu
imkansızdı dişlerinden öptüğümü
vagonlar artık saklamıyordu
ayaklarımda çorap yoktu
üşüyordum
bugün seni aldım yanıma
elma çiçekleri gibiydik
üstünde bej arayışın vardı
hayallerimden bahsettim gülüşlerine
şarkındaki tadı paylaştım
yetişmeye çalıştım şarkımı sevmene
dağ sırası aştım öperken yüzünü
aldı beni gençliğimin bitişi uzuncacık
savunmasız çocuklar gibi sevdim seni
kenti çevreleyen korkuydu aşksızlık
korkuyu yendik biz işçi köylü yek emekçi
leyla dedik ille leyla çoğaldık fabrika fabrika
kendimi sorguladım bakışlarının engizisyonunda
orta çağ karanlığı hikayende ben kürek mahkumu
gururlu meydan okumadır sana ulaşmak dürtüsü
çarmıhta isa hicrette muhammed mahkumluğunda ben
aşk
düşlerim yoruldu
beklemekten sesinin ince boyunlu kuğularını
içi çiçekli mektuplar yollarım saçlarının kumral haline
acılarımı sağaltıyor nasıl gelirse gelsin bakışların
ama bir tek bakışların
en küçüğü de
büyüğü de kan kırmızı
sensiz gecenin......




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.