İbrahim Şahin 2 Şiirleri - Şair İbrahim ...

İbrahim Şahin 2


KIVI 150 – Varmadın Ama Vardın
Dedim ya, bekleme… Ama nasıl etsin bu yürek, Senin adımını duymadan Düvene binebilir mi Hüso?
Gün doğdu, Aybağam taştı Başak sarardı, rüzgâr esti. Ama eteğini göremedik Huriye, Sadece rüzgârı vardı o eteğin.
Sen varmadın Ama gölgen düştü samanın üstüne. Sen gelmedin Ama kokun sinmişti cevizli sucuğa.
Dedim ya, bekleme — Ben seni durarak değil, Her harfimi sürerek vardım o harmana. Sözlerim yel, yüreğim yorgan, Ellerim hem yaba, Hem dua oldu sana.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

KIVI 164 – Fikret’in Kuyudan Çıkan Kıvısı
Kırk kuyunun başında doğdu Fikret, Ama su değil, hayal çekti helkeyle. Boz eşeğe binmedi o sabah, Çünkü onun eşeği kitap sırtlıydı.
Kekik kokusu değil, Mürekkep kokusu sinmişti ellerine. Ama matbaaya girmedi henüz — Çünkü çocukluğunu büyütüyordu hâlâ, Bük deresinde çimlenen bir düş gibi.
Köyde herkes onu “sessiz” bilirdi, Ama o sessizlikte harfler kıvranırdı. Bir gün o harfler, Kırk kuyunun taşına kazınacaktı
KIVI 165 – Bük Deresinde Fikret’in Ayak Sesi
Bük deresinin suyu serin değildi o sabah, Çünkü Fikret’in ayağı değmişti. Ayakkabısı yoktu, Ama her adımı bir harf gibi iz bırakıyordu çamura.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

🚐 Köygerçeği / Bölüm 9: Minibüsle Giden, Dönüşte Yalnızlığı Taşır

Köyde tek minibüs vardı. Sabah ezanıyla kalkar, motorunu sessizce çalıştırırdı yaşar usta. Ama bu minibüs, Taşır’a yolcu taşımazdı sadece—hasreti, gurbeti, sılayı da bindirirdi koltuklara.

Ön koltukta oturan kadın mendilini sıkarken, arka sırada okul çantasını dizine dayayan çocuk cama sessizce çizgiler çizerdi. Yol; Kazancı’yı geçer, kasabanın ucundaki Ermenek’in tabelasına varıncaya dek sessizliği çoğaltırdı. Toplam 30 kilometre... ama duygu menzili yıllıktı. Her sabah gidiş, bir veda; her akşam dönüş, yarım bir kavuşmaydı.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

Köygerçeği / Bölüm 10: Minibüsün Hatıra Defteri

Sabahın ayazında motor ilk öksürdüğünde, köyün uykusu bozulurdu. Yaşar Usta'nın minibüsüydü bu—dört lastik, bir direksiyon ve üstü açık dualarla dolu bir yolculuk.

Valiz değil yalnızca, köyün mevsimi yüklenirdi bagaja. — Elma sandığı öylece konmazdı; üstüne ince yazmalı bir bez serilirdi. — Üzüm sepeti, sırıkla taşınıp dikkatle yatırılırdı. — Un, bulgur… her çuvalın üstü kurban bayramı gibi işlenmiş olurdu.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

Köygerçeği / Bölüm 11: Boğa Tepesi’nde Unutulan Viraj

Boğa Tepesi... adı bile terletirdi direksiyon başındakini. Dik rampası, keskin virajlarıyla bilinir ama esas hafızaya çentik atması 1963 yazına dayanır. O yıl, yağmurlu bir sabah... kasabaya inen jeep dönerken uçuruma devrildi. İçinde öğretmen Abdullah Erden de vardı. 🚙

Jeep, altı kişilikti; ama o sabah tam otuz yürek, çuval çuval bulgur, sandık sandık üzümle üst üste yüklendi. Kimse "yer yok" demedi. Çünkü köyde yer değil, ihtiyaç konuşurdu. Bağaj, tampon, hatta stepne üstüne bile oturulurdu. Direksiyon Mustafa’nın elindeydi — köyün gözü kapalı güvendiği şoför.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

KIVI – İlk Gece Destanı (Taşeli Edebiyat Sürümü)
Ben Fadime. Kırkkuyu’nun taşına oturmuş, Aybağam deresinde çimlenmiş, Boz eşeğin sırtında İstanbul’a düş kurmuşum. Ama bu gece, ne eşek var, ne yol. Sadece sen varsın.

Nevresimi ben serdim, Ama altına saman değil, kırk yıllık suskunluk döşedim. Sen geldin, Ben eteğimi kaldırmadım — Toprağı kaldırdım.

Senin tenin değil, kekik gibi yakıyor içimi. Ben kahve pişirmedim bu gece, Ama dilimde köpük var — pekmez gibi, kıvamlı, yapışkan, unutulmaz.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

“Taşplağın Başında Büyüyen Çocuk”
ULUKÖY’DE KÜRT NEBİ OĞLU KÜÇÜK DURMUŞ AYDIN
Kazancı’nın kuytu bir köşesinde, bir taş plakçalarda dönen türküydü ilk ana sütü. Babasının tahta balkonund, Nida Tüfekçi’nin “Gine bir hal oldu ben özüm özümə” diyen sesiyle tanıştı dünyayla. Neşet Ertaş’ın “Döngel Zeynebim”ini her dinlediğinde, çocuk gönlünde bir zeytin ağacı büyürdü. Müzik onun için dil değil, damar oldu. Halk ozanlarını kasetten değil, karacadır kaşların ferman yazdırır diyen göçerlerden öğrendi.
Evin önünde tuzlu yoldan geçen Tozlu’ya göç eden koyunları saydı. “Me –mee” seslerinde notalar ördü. Koyun kuzunun dili oldu çanda ses kavalda nota oldu. Öttü Asar yelinde. Aktı Uşmungar suyunda.
“Askeri Bandoda Ulu Köylü Bir Yörük”
Kavalı kamıştan değil, göğsünden yonttu. Astsubay bandosu sınavına girdiğinde, ne nota bildi, ne solfej. Ama bir “Bozkırın Tezenesi” vardı içinde ve o tezeneyle tellere bastı. Bandoda davul çaldı, trompet üfledi, ama hep içinden cura sesi geçti. Binlerce konser verdi ama hiçbir alkış Kazancı’daki yayla düğünündeki tek ağızlık zılgıt kadar değildi.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

Taşplağın Başında Büyüyen Çocuk
Uluköy’de, Kürt Nebi’nin oğlu Küçük Durmuş Aydın, Kazancı’nın kuytu bir köşesinde, taş plakçaldan dönen türküyle büyüdü. İlk ana sütüydü bu: Nida Tüfekçi’nin “Gine bir hal oldu ben özüm özümə” diyen sesiyle tanıdı dünyayı. Neşet Ertaş’ın “Döngel Zeynebim”i her çaldığında, çocuk gönlünde bir zeytin ağacı büyürdü. Müzik onun için dil değil, damar oldu. Kasetten değil, karacadır kaşların ferman yazdırır diyen göçerlerden öğrendi türkü denen sırları.

Evin önünden geçen Tozlu’ya doğru göçen koyunları saydı. “Me – mee” seslerinden notalar ördü. Koyun kuzunun diliyle çanda ses, kavalda nota oldu. Öttü Asar yelinde, aktı Uşmungar suyunda.

📖 Askeri Bandoda Uluköylü Bir Yörük

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

Sayfa 1 – Ladin Gölgesinde Doğan Muhtar
Kazancı Yukarı Mahalle’de, imamlar sülalesinden bir çocuk doğdu: Hasan. Ama halk onu yıllar sonra “Hacı Muhtar” diye anacaktı. Çünkü o sadece muhtar olmadı — bir halkın yürüyüşüne yön verdi.
Cumhuriyet’in ilanından sonra, “Kayıtsız Şartsız Millet Egemenliği” daha mürekkebi kurumadan, Hasan Erdem köy meydanında ilk kıvıyı attı: “Yol yoksa, biz açarız.”
🛠️ Yolun Başında:
1930’lar… Tek partili dönemin gölgesinde, Kazancı’da siyaset bir soba kadar uzaktı. Ama Hasan Erdem, Konya’dan dönerken bir teneke soba getirdi. Köylüler şaşkındı:
“Odanın ortasında ateş yanıyor, gidip bir bakmalı!”

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

KIVI GERÇEKLİK SERİSİ “Kazancı’da Su Yoksa, Kıvı Var” 🪵 Sayfa 1 – “Aybağam Deresi ve Helke Kervanı”
1955 öncesi Kazancı… Su yoktu. Çay yoktu. Ama kıvı vardı.
Kadınlar sabahın köründe helkeleri omuzlayıp Aybağam Deresi’ne yürürdü. Yol, kardan kapanırdı. Bir saat önce açılan iz, bir saat sonra yeniden kaybolurdu.
Kürekle açılan su yolu, bir halkın sabrıyla kazılırdı. Ayaklar buzda kayar, dizler morarıp geri dönerdi. Ama helkeler boş dönmezdi
KIVI GERÇEKLİK SERİSİ “Kazancı’da Su Yoksa, Kıvı Var” 🪵 Sayfa 2 – “Çimme Suyu ve Helke Kervanı”
Kazancı’da kadın olmak, bir helkeyi omuzlamakla başlardı. Aybağam Deresi’ne giden yol, karla kapanır, kürekle açılır, ama yine de kapanırdı. Kadınlar bu döngüyü ezberlemişti. Her sabah, karın üstüne kıvı gibi iz bırakırlardı.

Devamını Oku