📖 Bölüm 23: Türküye Dönüşen Roman – Klipte Hasan’ın Gölgesi
Artık kelimeler yetmemeye başladığında, ses yetişti. Bir Anadolu rock grubu, Brahim Akın’ın bestelediği “Yörük Güzeli” şiirini stüdyoda yeniden düzenledi. Elektro sazla başlayan parça, içe çekilen uzun bir nefes gibi giriyordu:
🎶 “Saçlarınla beni öldür Hiç gülmedim, beni güldür...” 🎸
📖 Bölüm 24: Sessiz Tanık – Hasan’a Çay Getiren Kadının Hafızası
Köyde herkes konuşur, ama bazıları sadece hatırlar. O kadın da onlardan biriydi. Adı Zeliha. 84 yaşında. Kameranın karşısına oturduğunda elleri titriyordu ama sesi dimdikti:
“Ben ona her sabah çay götürürdüm. Ama o çayı içmeden önce hep bir şiir okurdu. Bazen bana, bazen kendine, bazen hiç kimseye…”
📖 Bölüm 26: Genç Kalem – Hasan’ın Yolunda İlk Defteri Açan Çocuk
Köy okulunun arka bahçesinde, eski bir ceviz ağacının altında bir çocuk oturuyordu. Adı Yusuf’tu. 12 yaşındaydı. Elinde yeni aldığı bir defter, önünde Hasan’ın mezarından getirilmiş bir taş parçası. Taşın üstüne tebeşirle yazmıştı:
“Ben de yazacağım.”
📖 Bölüm 27: Romanı Okuyanlar – “Çolak Hasan”ın Romanı Roman Oldu
Kitap basıldıktan sonra ilk okur, Yusuf’un annesi oldu. Okudu, sustu. Sonra kitabı sobanın yanına koydu ve dedi ki:
“Bu kitap bizim evin sesi gibi. Hasan bizimle konuşmuş da biz geç duymuşuz.”
ölüm 28: “Çolak Hasan İlkokulu” – İsmin Taşa, Sesin Çocuğa Yazıldığı Gün
Yıl 2026. Köyün eski okul binası yıkılmış, yerine yeni bir yapı yükselmişti. Ama tabelası asılmadan önce herkes sustu. Çünkü o gün, sadece bir okul değil—bir hafıza açılıyordu.
Tabelada şu yazıyordu:
Bölüm 29: Ebe Saniye’nin İlk Kuyusu – Köyün Hafızasına Su Veren Kadın
Köyde bir zamanlar, “su” sadece içilen değil, hatırlanan bir şeydi. Çünkü o kuyu, hafıza gibi kazılmıştı toprağa… Ve kazan kişi de bir kadın: Ebe Saniye.
Saniye, 1968 yazında bir sabah erkenden kalktı, toprağın nabzını yokladı ve
Bölüm 31: Sekili Nine’nin Tarhana Günlüğü – Küf Tutmuş Hatıralar
Köyde her evin bir kokusu vardı. Ama Sekili Nine’nin evi… tarhana gibi kokardı: ekşi, sıcak ve biraz da geçmiş.
Her yıl eylül ayında, Nine tarhana yoğururdu. Ama bu sadece bir yemek değil, bir hafıza ritüeliydi.
Bölüm 32: Bayram Sabahı – Donun Altında Kalan Dua
Köyde bayram sabahı, horozdan önce uyanan bir şey vardı: Hasan’ın kelimeleri. Çünkü o gün, sadece şeker değil—şeref dağıtılırdı.
Meydanın ortasına sandalyesini çekerdi Hasan. İki eli yoktu ama bakışıyla sıraya dizerdi çocukları. Ve her yıl aynı cümleyle başlardı konuşmasına:
Bölüm 33: Muhtarın Defteri – Don, Dua ve Demokrasi
Köyde her şey yazılırdı. Ama bazı şeyler sadece muhtarın defterine geçerdi. O defter, ne kalın ne inceydi—ama içindekiler, bir milletin vicdanı kadar ağırdı.
O gün köy meclisi toplandı. Gündem:
Bölüm 34: Kırkkuyu’da Unutulan Ayakkabı – Çolak Hasan’ın Son Adımı
Kırkkuyu… Köyün en uzak, en sessiz yeri. Orada bir sabah, bir ayakkabı bulundu. Tek. Sol ayak. Topuğu aşınmış, içinde bir şiir kıvrılmıştı.
Ayakkabının sahibi: Çolak Hasan. Ama o gün Hasan yoktu. Sadece ayakkabısı vardı. Ve ayakkabının içindeki not:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!