İDEALLERİMİZ KIRINTIYDI
**
Suyu içtik bulanık yalakta
Uyuduk yer döşeği yatakta
Yıldızlara göz kırptık damlarda
Gülücüklerimiz vardı yanık yanaklarımızda
Köygerçeği / Bölüm 6: Yokuşun Ucundaki Eşik
Yokuş taşlıydı. Ama o taşlar, basanı incitmezdi—çünkü üstlerinden geçen her adım, onları yumuşatmıştı. Bir ayağın izi, diğerine yol açar; kimse kimsenin izini silmezdi bu köyde. Yol kenarındaki sarı otlar, gelenin kim olduğunu sezmiş gibi hafifçe salınırdı.
Yokuşun sonunda, ahşap bir kapı dururdu. Boyası solmuş, menteşesi inatçı… ama kimse ondan şikâyet etmezdi. Çünkü o kapı sadece bir eşiğe değil—başka bir zamana açılırdı.
İrbeğem ve Deste Sayımı”
İrbeğem gözünü ilk açtığında, tek yorganın altında annesiyle babasının ayak parmaklarının müstehcen bir halay çektiğini gördü. Ne olduğunu anlamadı. Ama göz kırpmadan izledi. İlk defa, gözlerini değil—sabrını kırpmayı öğrendi.
İlk ayını ezilmeden geçirince bebek meclisinde “zoru olmayan şanslıdır” diye kayda geçti. Ağlamayı da unuttu; çünkü halının üstünde annesiyle babasının birbirine sürtünmeli ront dansı varken kim ağlamaya vakit bulurdu ki.
Bir gün, öğle vakti, annesinin “ohh be hacım” deyişini işitince jeton düştü. Anne farklı, baba farklı; ama ritim aynı. Kendi kendine mırıldandı:
elidin Dibinde Gülmeye Yatmış Düş” (172 sözcük)
Pelidin dibinde bir dut lekesi vardı; herkes onu çocukluğun parmak izi sanırdı. İrbeğem, sabah o lekeye basmadan güne başlayamazdı. Bastığında gülmek, basmadığında susmak şarttı.
O gün—lekeye basmadan çıktı evden. Kuyunun başında Gök Hacı taş yontuyordu, taşın içinden çıkan her kıvım, bir Fadime kahkahasına benziyordu. İrbeğem sordu: “Dede, bu taş niye gülüyor?”
Gök Hacı cevap vermedi— taşa son darbeyi vurdu, taşın içinden dut çıktı. Herkes dutu bekliyordu; ama dutun içinden göbek bağı çıktı, İrbeğem dondu kaldı.
Sabah dut yaprağında bir nokta vardı. İrbeğem onu gülüş sanmıştı önce. Ama değildi. Bir gece evvel annesiyle babasının yorgan altı çırpınışından damlamıştı belki de.
Kuyu suskun, Gök Hacı’nın gözleri doluydu. Fadime geçti, dut yaprağına dokundu. İrbeğem ürperdi. “Bu temasın adı ne?” dedi.
Cevap yoktu. Sadece gökte bir bulut sanki iç çekti. Ve dut dalı titredi. İrbeğem gülümsedi
Göğostos sıcağında, çam ormanının gölgesinden kırlangıç sesi eksik olmazdı. Kadınlar pelitlerin dibinde ekin biçerdi—ellik şıngırdar, genç kızlar oğlanlara bakar, terin biri boşalır, biri dolar.
Tam ahengin zirvesinde Gadime birden yere çöktü. Kızlar başına çullandı:
“Bu hamile galmış gız!” Pelidin dibine götürdüler, biri su bahanesiyle güğümü kaptı, çayıra koştu.
I 105 – “Çeşme Başı Geysilikleri: Sütyen Altı Sırlar”
Gadime, güğümünü çeşmeye dayamış, ama gözleri Leyma’nın sütyenindeydi.
“Gız, senin sütyen niye ters?” Leyma gülümsedi: “Dün gece Memo ters döndü de, ben de öyle kaldım.”
Kadınlar kıkırdadı. Fadime söze girdi:
I 106 – “Fadime’nin Donu Dereye Uçtu”
Göğostos sıcağında, Fadime çamaşır sererken kırmızı dantelli donunu dut dalına astı. Ama dut yaprağı nazlıydı, rüzgâr arsızdı. Don birden havalandı— dereye doğru süzüldü.
Köyün çocukları “balık yakalayalım” diye dereye koştu, ama suyun üstünde yüzen kırmızı bir mucizeyle karşılaştılar. Memo bağırdı:
“Gızlar! Fadime’nin donu bu!” Köyün erkekleri çayırdan, kahveden, hatta harmandan fırladı.
IVI 108 – “At Üstünde Gülerek Giden Gelin”
Köy meydanında davul çalıyor, ama ritmi rahimden geliyor. Gelin, beyaz atın üstünde, başında dut yaprağından örülmüş taç, gözlerinde “S” harfi gibi kıvrılmış bir sır.
Damat, saban gibi yürüyen bir oğlan, elinde üzüm salkımı, gözünde terli bir umut. Köy halkı dizilmiş, muhtar bağırıyor:
“Bu düğün sadece nikâh değil— rahmin ritmiyle yazılmış bir kıvımdır!”
IVI 109 – “Dibek Başında Üç Kadın, Bir Tokmak, Bir Sır”
Köy meydanında dibek kurulmuştu. Üç kadın sırayla tokmağı sallıyordu: Gadime, Leyma, Zühre. Ama buğdaydan çok gönül dövülüyordu.
Gadime tokmağı kaldırdı:
“Benimki dün gece sadece horladı gızlar…” Leyma tokmağı devraldı: “Benimki horlamadı, ama saban da sürmedi.” Zühre sustu. Tokmağı aldı, bir darbe indirdi—dibek çatladı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!