Dudaklarının bir anlam yükleniyor şuan felsefeme
Yarın dudaklarının kirasını dudaklarım ödeyecek
Kesmek istemiyorum aramızdaki naz iplerini
Müthiş bir yanılgının yanında müthiş bir gerçek
O da odamızın kapısı kalbimin söylemi
yalnız salındığın hal kıyılarında kurudu güller
ansızın benden kopan gelgitlerin gitmelerindesin
çürümüş, çiğnenmiş anlık heveslerim tümler sensizliği
can kırıklarını kanatır benden hiç beklemediğin
yürek gözünde yerli bir peygamberdim
seni çok seven günahsız,sevgi ermişiydim
Bu gün yakılmış köprülerinden geçerken eski yaram yeniden yandı. Yaşanmış,yaşanmamış, başlanmış,başlanmamış günlere utkulu hatta unutkan bekleyişlere bikri bir canım sense cananlığımın şifrelerindeki bilinmeyenlere uzaklar üflüyorsun.
Bir gerçeğin içinden içlenmişlerimden geçerek geçmiş zamanlı, gelecek emenli etik duruşlarıma dezenfekte olan ali beli aşklar büyütüyorum.
Kayıpların kanıt ülkelerine ulaşacağım elbet mavi sularım yüreğine akarken.Sen özlemler ekerken algıların dalgalarına ben atacağım aşk arını aklanmış Züleyha’nın sensiz kuyularına …Yeisleri biten,bulutlarında yağmur öpücükleri olan bir Yusuf olarak büyüyeceğim.
Hiroşami mutlulukların panolarına bensiz her anın yaşanamazlığı uzun yıllar sürecek gibi. Gözündeki damlalar düştü mü kara sevdamın toprağına. En sorgulu,ne vurgulu,en anlı ve benli anların tetiğini çektim vurulmuşum senden..
Bir suçluluk sülünü uluorta duygular yapışır kayıplarıma.Çığlıklarımızın kavuştaklarında aynı şarkımız çalıyorken burada olamayışının melodisini kim güfteler.Geri dönmüş yokturlar ben seni yaşatmaya payım dercesine beni sena bölüyor onca elde var kavuşamazlık.Şimdi sağlamasını yapıyor senden haberi olmayan diğer güzeller…Ben sağlamım sana.Benim aşk bağlamım faylarında her an bir Leyla ölümcül yetişir bilesin; ama senin lavın ,senin lafların,atıfların,nazların, azların,çokların, gülüşlerin, yaşattıkların dahası yaşatamadıkların bir volkanken kime ne… kim beni senden koparır, onarır.
Kahverengiye taşınmıştı bahtın. Kahverengi özlemlerimin rengi olmuştun. Ayrılığın haritasında acılarımın dağlarıydı kahverengi.
-Adım adım uğrunda yürüdüğüm yolların rengiydi kahverengi.
*Kahve gözlerinden alınmış kırk yıl değil, kırk bin yıllık bekleyiş bakışımın sen rengi oldu.
-Hiçlik ile hoşluğun gökkuşağını oluşturdun.Renk renk dağıldım uzak kaldığın her güne.
*Ek pişmanlığım var.Ekilmemiş; ama yeşermesi gereken söylediklerim var. Bunca cümle yakan Hülagü’ yüm.Külünden aşk akıyır.
Sen Dicle olarak mürekkep okunuyorsun. Ben Fırat’ım Sırat’ım senin elinde.
Beklemek uçurumunda bir yuva yaptı sevdam. Ne olacağını, kendisini nelerin beklediğini düşleyen yavru bir yusufçuk. Kim için büyüyorum acep? Bir zamanlar sevi sözcükleri ile kutsanan, aşkın mı? Gitmelerime gelgitler ekleyip denizimi kurutan esrik sevgili mi?
Acılara and içen ürecimden, hayaller kurulan sevgiliyi hatırlamamak ne acı… İnsanoğlu nankör ve nankörlük çıkmazların kedisini aç ve susuz bırakan içsel bir eylemken seni sayfama ekledi ehli keyfim.
Ne kadar bekleyecektim, ne kadar beklemeliydim hiç bilmiyorum. Üç yıl, üç asır,üç dakika bile beklediğine değecek mi? İmkansız ve ruhu alınmış sorular canımı sıkıyordu. Sanki sorunlar yaratılmıştı da cevaplar henüz yaratılmamış hissi tanrısından yanıtlar bekliyor gibi.
Sorular kırk ayak gibi oğullaşışıyor ve çoğalıyordu beyninin ve yüreğinin tam ortasında.
“Bu yüreğim yok mu bu yüreğim…”. Nice oyunlar içre ruhunda derin yarıklar oluşturdu.
' o kendini biliyora manzume'
Hasretindir sızlayan..Beni benden alan,yakan,yıkan,yok eden. Bende sızıların nesli tükenmiyor.Senin her halinin filmini izliyorum.Bir bilet alan bir bilet bedava… İki kişilik bilet alıyorum.Sen yoksun.. Uzakları tümleyen ürkek bir ceylan gibi kayıplarımdasın.Duydun mu bu sana yazdığım satırlarda özlemediğime dair soğuk hevesler… İşte tam soğuma angıcına açıldın.Beni bekleyen hangi ben sözlerine gözyaşlarını da ekledi…
Yok işte bana ne verdin ki..Fazlasını bekleme..Bir yürek nasıl dayanır sen benden uzak ölümcül yaşarken Söylemedim mi her ölen bülbülün leşinde sevda kokularım var. Bensizliği gagalayan her aç kuşun sevabından biraz beni topla…
Esma Yalnız İsim Değilmiş Yeni Anladım Nazlıcan
Buhurun buluta yükselişiyim sanki.Nadaslarımı özlemişçesine umutlar sızar yüreğime. Ve en senden, bir kadime meftun kalıyor kalışım.
İmla hatalarımı dinleyen bir yazgıcının dilindeyim.Çekilmemiş bir karemiz varmış.
Unutulmuş aşk ışığın altında unutulmuşum
Hüzün üzümlerinde alegorik şaraplar yapılıyor
İnançsızlığı uçuşan uçurumlarında büyük unutkanlık
Bu uçukların uçağı yüreğimi bindirmiyor
bin - itler
Çünkü doğruluğun kapakları arasında yazılan kitaplarda aşkımız
Islanmış bir uzağın uçurum çiçeğisin
bir şehir üşüyor gelemediğin her deme
kuruyorsun ben_ den
ansız,anısız, sensiz ürperişin sesi artar
beni bul ey sevgili
sana gelecek yolum ol..ve ışığım..yol orada bitiyor diye değil, sen orada bitiyorsun dediğim yer, ikimizin buluşması olsun..
ikimizin buluşmaları sevilmenin yeni buluşu olarak sunulsun
bittiğimiz ve başladığımız yer..
hiç tükenmeden..
akman bana, ve akmak sana..
tükenilmişlğin tükenmez kaleminde ismin yazılmasın seni silmesin hayat




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!