Aslında saf bir dili kurmak içindir,
karşımıza çıkan belalar, görebilsen,
bir dokunuşun sihrinde yakınlaşır gece,
artık duyulmayan bir çığlık olursun,
muhteşem görünüşünle, ama, sen
duyarsın, ve ben aynı zamanda.
Yarılır beynimin damarları; ben çıkarım.
Sen günlük didişmenle uğraş, hırsında boğul.
Bütün gün çalışkan, işlek sokakları arşınlarım.
Kasvetli, gri bulutlar çöker ışıklı İstanbula,
dönerim evime. Bütün macera burda ve şimdi.
Işık sızmayan, el değmemiş ormanlarda ürkek
Gündelik gerçeğimiz
sihirli ölçeğimiz.
Kimseye zarar vermiyorsa,
neden söylemiyim.
Aslında severiz
Zaman da yarılır, beynim de,
azgın sular dolar, tenim dağılır.
Burda eski bilgilerin hükmü yok.
Yenilerine de benim gücüm yok.
Dağılsa şekiller, uçsam tüy gibi.
Dokunduğun her dal kırılınca mı açılır bitmeyen yalınlık,
kimlik kurup, sevinç dağıtan öncesizlik, akıl et, bıraktığın
zihin bayramlarını, yeni açılmış tatlı paketleriyle başlamış, el öpüp, zamanlar üstü çarpışan arabalara binmiştin, sonra bayram bitince, gün başladı erkenden, kendine hediyeler için gene yola çıktın, amacın buydu zaten, geride kalan hasad, yeniden.
Ki ben değilsen sen kimsin,
bir şey yapmadım, farklılaşan
sensin, böyle konuştuk uzun uzun,
gene başka şeyler oldu, artık
bitsin, güç anlaşılan bir söylemin,
sonu böyle bitmez, veriliydin.
İnsan bir hayal kırıklığıdır,
nüfuz edemediği iklimlerden
gelir, yeryüzünün saatine
gecikir, anlama denizlerinde
pupa yelken, hiçbir yere
gidemediğini bilir.
Bir yankılanışsa yaşam duyulur nefesler evrenin de
yerin var, ölüm kadar gerçek uzanır gider sessizce
dönen yankılar arasından duyurur kendini uzaklığın kapanmış rüyasında, taşınan ayrıksı duzen uyumu zorlar
çıkar gelir silinen, görünürün yapısında olamazdın, ama
dönüş de bir yankıdır ihtimalin garip çiziği açılıp yeni
bir boyuta varınca, her görülen görünmeyen de saklandıkça, uçurumun kaygısı bulunuşun ayakları
Ah, yapı gerilim üretmese,
hayat olur muydu, kültürler
sıra sıra, toplumlar öbek öbek,
yola koyulur muydu.
Hiç şaşmazda gerilim hem
Yaprakların dağıldığı altın taşta parıldar ışık, bırakır toz duman gerisinde, yerleşirken birliğe, dönen sen değilsin,
suretin, aynalık eder sadece, dağıldıkça toplayan zaman
telleri, yakınlığa karışmış, ezelden beri taşır her yere, ileriye, hayali gerekçelendirir, gidip, geldikçe, dön desen
dönmez ki, tozdur o, sıkı tutulmasa dağılır, ve konar bilmediğine, geri çağırsan gelmez ki, uçarken bakılmamıştır, ve derin yapılarda unutulmuş, hatırlamaz ki, seni sana armağan eden, kayıptır, bulunmaz ki.




-
İlhan Ozascılar
-
İlhan Ozascılar
Tüm YorumlarDaha insancıl, merhamet, öykünme, takdir, tevazu, sevgi temelli seslenişleriniz samatya' da kemale erme yolunu işaret ediyor, azizim.
Duyguların gerçeklerle karşılaşması, tokat gibi çarpan acıtmalar,sert toslamalar, ifadelerin acımasızlığı, edilenlerin başa getirdikleri, soğukda olsa yaşamanın çekiciliğini vurguladığınız ilk eserinizi kutlarım, bu uslubunuz artık sahne oyunu yazılması gerektiğini çağrıştırıyor.
Daha insancıl, ...