Bir kurban yükseldi göğe, takvânın kanadında,
Bir kurban kaldı yerde, nefsin karanlığında.
Aynı anne babanın oğluydu ikisi de,
Biri Allah’a yürüdü, biri kendi hırsında.
Bir teslimiyetin, bir adayışın imtihanıydı,
Amerikalı dayı derler ona.
Sene bilmem kaç…
Bayram Usta’yla buluşur ocak başında,
kader bu, yılların dostluğu oluşur.
Amerikalı olsa
kader onları yine Ankara’da buluşturur.
Ey zulmün karanlık yüzü, ey lanet,
Siyon’un gölgesi, emperyal niyet!
Ey haşmetli, yedi düvel bilemişsiniz dişinizi,
İşittik uzaktan it sürüsü gibi havlamanızı.
Buyurun, gelin görelim hangi elin;
Ankara..Angara...
Bozkırın kalbinde vakur bir sükût gibi,
Taşında Selçuklu, ruhunda devlet gizli;
Rüzgârı maziden esen bir dua gibi,
Ulu devletin başkenti, her adımda belli.
Aziziye Çay Evi;
mekânım, kültürüm, medeniyetim;
şehrim, mahallem,
düşüncem, şiirim, sazım, sözüm;
kelâmım, kalemim…
Yaylalar serindir, oy bizim yaylar,
Soğuktur suları, oy bizim ovalar,
Bayram Usta pişirir, sofralar parlar.
Bu lezzet bizim, oy bizim topraklar.
Bayram Usta, Bayram Usta,
Sen ki gelmekle gitmek arasında ince bir çizgi,
Ne tam yakınsın ne uzağın içindesin belli;
Vadesiz bekleyişimin tam orta yerinde,
Ne geleceğin belli ne gelmeyeceğin belli.
Her adımında bende bir iz kalır, gizli,
Ben Asiyim,
İsyankar değilim
Ne haramiyim ne harabi
Ben Asiyim
Kuşandım isyan ahlakını
Lakin İsyankâr değilim
Ben Emekçiyim...
Her sabah erken kalkan benim,
Her paydosu sessiz geçen benim.
Her taşın altında alın teri varsa,
O ter benim, o hayat benim.
Ben Malatyalıyım, gardaş,
Bu toprakta tarih yoldaş.
Hitit geçer, Roma göçer,
Fırat kalır bize, gardaş.
Ben Malatyalıyım, gardaş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!