Odam dört duvarlıdır
Duvarı çakıl taşlıdır
Odam dört duvarlıdır
Duvarı çakıl taşlıdır
Nakarat:
Liyakatle durursun sınıfta her gün,
Edep ile parlasın özün ile sözün.
Vicdanın ışık tutsun karanlık çağa,
İmanla yoğur ruhumuzu, öğretmenim.
Geceni gündüzüne kat; işle istikbalini.
Zaman ve mekanın esiri miyiz?
Modern dünyanın kelepçeli kölesi miyiz?
Tarihin zindanına hapsolunmuş birer mahkumu muyuz?
Özgürlükleri elinden alınmış mahkumların gardiyanı mıyız?
İnsanlıktan boşalmış yeryüzünün gamsız âdemi miyiz?
Koşmaktan takati kalmamış,
Adı Rim, ya da başka bir çocuk
Burada isimler uzun sürmez, kan oluk oluk
Bir kurşun telaffuzu bozar, ama ürkmez
Bir bomba hafızayı siler, ama iman sönmez
Her sabah, bismillah derdi ayakkabısız
Bir yol var önümüzde uzun, dikenli,
Sonu bilinmez başı elemli,
Belki kimse dönüp bakmaz bu garip yolculuğa,
Leş kargaları gülecek yalnızlığımıza.
**
Sahipsiz miyiz bu mevsimlik odada,
Burası diyar-ı candır,
Kıymetlisine yârdır.
Yaslandığı dağ Beydağı’dır,
Göğe doğru heybetli bir kartaldır.
Bu dağ beydağı’dır,
Asi ve maviye tutkun,
Mavi gök altında tükenmiş sözler,
Yüreğimde yeniden doğuyor sessizce.
Söz kalmadıysa da, anlamlar hâlâ diri;
Çünkü bir sır fısıldanıyor kalbimin derininden.
Ben sustum;
Sessizim işte
Şimşeklerin çakılışında anladım
Fırtına öncesini
Bulutların poyraza eşlik etiğinde anladım
Yağmurun tuhaf tuhaf toprakla buluşacağını
Yalnız süvarinin nal seslerinde anladım
Gönlümde açan güllerin en güzeli,
Bir selamını yolla gelsin evime.
Hasretin yaktı içimi, derinden derine,
Bir nefesin olsun, can versin yüreğime.
X
Gökyüzü mavisi gülüşlerinde saklı,
Yüreğim dar geliyor göğsüme,
gövdem bir şehir kadar yorgun.
Göğsüm sokağa, sokak şehre,
şehir dünyaya dar.
Bir puro yakıyorum; dumanı bile kaçacak yer arıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!