Bir fikir ki beynimde çakan beyaz şimşek,
Bir fikir ki ruhuma giydirilmiş dar gömlek.
Kaçsam izim sürülür, sussam içim çağırır;
Düşünce düşündükçe insanı özüne çağırır.
Bir fikir düştü içime; kor değil, koru doğuran,
Ne hüzün, ne sitemdir bu sessiz çığlık,
Kimseler bilmez, yankılanır içimde sesler.
Ufukta süzülen süslenmiş sözler,
Yüreğimden dökülen tüm kelimelerin
Sanırım, varacağı liman sendedir.
**
Eylül, göğün alnına düşen
ömrün aynası;
kentin bağrında açılan
sessiz yarası.
Bir kapı kapandı gökte,
Gecenin çöktüğünü görünce,
karanlığın kalbe nasıl sokulduğunu fark edeceksin.
Koyu gölge duvarı büyüyünce,
gölgede saklı ışığı fark edeceksin.
Rüzgâr birden içinden geçince,
Fecr-i sadık vaktidir,
Uyan kardeşim uyan,
Mağribin semasında doğdu, doğacak,
Garbın afakını şafak sardı, saracak
Bu karanlık gidecek,
Yurdumun üstüne, güneş doğacak
Bir sabah yürüdü çağların üstüne tekbir…
Deniz sustu, sur çözüldü,
çölde kum tanecikleri savruldu,
Karardı put, kırıldı zincir.
Göklerden bir müjde indi secdeye eğilmiş kalbe:
Anadolu’nun bağrında bir kızıllık büyür,
Gelincikler usulca rüzgârla yürür.
Toprağın alnında bahar, dua gibi;
Türkiye gülümser, bu vatan başka bir güzel.
Dağında ayrı renk, ovasında ayrı sır;
Güneş çekilir ufuktan
göğün alnında kızıl bir iz
akşamüstü ince bir telaş
bir gün daha vedalaşır
kim bilir kaç ömür geçer bu kızıllıktan
kaç beyaz güvercin uçar bu limandan
Yeryüzü temizlendi haberdarmıyız
Kokuşmuştu kalabalık sokaklar
Kirden arındıran Rabden habersizmiyiz
Güneşe hicret varda sürgünde kalan bizmiyiz
Bir haber var ötelerden öteye
Kaysı ağacı,
solmuş, sarartmışsın yaprağını,
Hazan mı geldi semtine
Hüzün sarmış o selvi bedene.
Miş miş yaprağı,
Ne umutlarla tutulmuştun o dallara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!