Gökler yine zifirini döktü geceye
Bir kurşun gibi ağır ve dilsiz
Oturmuş sabahların göğsüne
Kazısan da kimseler kaldıramaz
Soğuk bir kış gecesinde
Bir köşede birbirine sarılmış
Uyumaya çalışan kedi yavruları
Ayazdan tir tir titremektedir
İşte tam da o şartlarda bir yerde
Elinize tutuşturulan bir bardak çayla
Bir rüyanın içindeyiz sanki
Zamanı susturduk duygusal derinlerde
Ne geçmişten bir iz var
Ne de yarınlardan bir haber
Kaş ile göz beraber anılsa da
Her şeyin kıymeti farklı farklıdır
Kaş gözün yerini hiç tutmadı
Ama merhamet öyle mi?
Ben uçmayı bir kelebekten öğrendim
Tuttu çıkardı beni göğün göğsüne
Kesti ayaklarımı yerden boşluğa bıraktı
Ferasetle çırpınarak nasıl uçulacağını öğretti
Başı dik bir o kadar da güzel bir kelebek
Kelebekler kanatlarını göremeden ölürler
Bir lahza bakışa hasret yaşamdır
Kısacık ömürde onların payına düşen
Küçük bir umut ile bağlanılır aşka
Ama herkesin senaryosu başka
Kimileri ölürler yar yolunda
Bir gün gelecek, beni de silecek zaman,
Önce sesim düşecek hafızalardan,
Sonra gölgem kaybolacak duvarlardan.
Yürüdüğümüz yollar sarplaşacak sonra kararacak,
Bu kulaklar ne kelimeler
Ne çarpıcı ifadeler duydu
Duyduğu sözler bazen yürek parçaladı
Bazende nice sevdalara tercüman oldu
Kelimeler kullananı çoğu zaman özgür yaptı
Kürsülerden kitleleri ayağa kaldırdı
Sessizlik de vakti gelince konuşur
Sen duydun mu hiç benim sustuklarımı?
Her şeyi söyleseydim,neyin önemi kalırdı?
Ve ben şimdi, o söylemediklerimle kendimi tartıyorum
Gün kara bir gündü
O Yastığa kafasını koydu
Peki kafasındakileri nereye koydu
Düşünmeden nasıl rahat uyudu?
Yastık gecelere isyan etmedi mi?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!