Bu vakit gelmeyeceksin, biliyorum,
“Gecedir, yollar tenha” diyeceksin,
“Yağmur var, hava ayaz” diyeceksin,
Bir avuç bahaneyi koyup önüme,
Bu yol nereye çıkar?
Sonunda sensizlik var,
Çıkmazların dehlizlerinde kaybolurum
Sen yoksun, ben de yok olurum.
Varlığım görüntüden ibaret,
Ruhumu gözlerinde teslim ettim,
Bir kadeh koydum adını anmadan,
İçtikçe çoğaldın, eksilmedin.
Bektaşi hesabı bu sevda dedim,
Ne başı belliydi ne sonu senin.
“Can birdir” dedik, canı böldün,
Lokmayı paylaştın, gönlü esirgedin.
Seni görmediğim her sokak çıkmazmış,
Adımlarım kaderin sessiz duvarına çarparmış.
Ne yana dönsem bir gölge, bir suskunluk,
Meğer sensiz her yol, kendine kapanan bir yoklukmuş.
Rüzgâr adını fısıldar gecenin koynunda,
Yıldızlar bile eksik parlar sensiz ufkumda.
Senin serçe yüreğin ürkmesin diye
kelimelerimi incelttim, sesimi kıstım,
sevgimi avuçlarımda sakladım.
“Seni seviyorum” derken bile
içimde fırtınalar kopuyordu oysa,
ben sana rüzgârı değil,
Dağların başında duman mı oldun,
Karlı dağlarıma boran mı oldun,
Gözümden süzülen yaşa karışıp,
İçimde dinmeyen figan mı oldun.
Gurbetin yolunda yârim mi oldun,
Şu dağlar sislidir, önü görünmez;
Yürürsün yine de, çünkü umut yol bilir.
Kayalar susar bazen, geçit vermez sanılır;
Ama sabır, en sert taşı bile yavaşça aşındırır.
Dalgın olsam geçerdi belki,
ama ben dağılmışım…
Bir düşüncenin kıyısında
parça parça kalmışım.
Toplasam kendimi
Darağacına emanet edildi ömrüm,
Boynum kıldan ince,
Balta çokça keskin,
Sessizliğim şahidim oldu.
Asrın mahkûmları gibi,
Sürgün düştüm ömrüme.
Davacıyım hakim bey,
beni yok sayan gözlerine davacıyım.
Davacıyım hakim bey,
sesimi duymayan o derin suskunluğa…
İçimde büyüyen bir çığlık var,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!