Sen bana biraz kader gibi geldin…
Sanki bin yıllık bir duanın
gecikmiş kabulüydün.
Adını içimden her geçirdiğimde
gece başka kararıyor,
Elbet yüküm ağırdı,
Elbet içim duman, yolum virandı.
Ben kendi yangınımda kül olurken,
Sana serinlik olmaya niyetlendim.
Derdim çoktu, dilim suskundu,
Yine de adını zikretti yüreğim.
En güzel derdim…
Adını her andığımda içimde bir ateş uyanır,
Ve ben o ateşi söndürmeye değil, anlamaya geldim bu dünyaya.
Ne zaman çıkaracaksın beni bu yangının ortasından, söyle?
Yoksa bu yangın sen misin,
En güzel günler, henüz yaşamadıklarımız,
şafağın dokunmadığı düşlerde saklı,
bir rüzgâr gibi usulca yaklaşan,
bir baharın tomurcukta bekleyişi gibi.
Gözlerin görmediği ışıklar var hâlâ,
En güzel yol:
Henüz adımlarımızın değmediği yoldur.
En güzel şiir:
Henüz kalemimizin yazmadığıdır.
En güzel düş:
Henüz uyanmadığımız sabahın içinde saklıdır.
En sevdiğim şarkıyı söyle bana,
Hani içinde İstanbul kokusu olan…
Bir akşamüstü ezanı gibi
Yüreğime ağır ağır inen.
Gözlerin gözlerime değse,
Bir dua gibi içimde çoğalsa.
Bir eskici misali sokaklar şimdi
Adını bas bas bağırıyor içimde…
Her adımımda yankın var,
Her köşe başında senden bir iz.
Kapının önünden geçiyorum usulca,
Belki bir an perde kıpırdar diye,
Baharı suçlama artık,
Kışa da sitem etme.
Tohumu toprağa eken sendin,
Yağmuru çağıran da.
Belki bir gün, sessiz bir akşamda
İçini yakan bir anıyla
"Eyvah!" dersin, geç kalmış pişmanlıkla
O zaman anlarsın, neydi bende kalan.
Farz et ki eski bir demir kapının paslı sürgüsüyüm sevgilim;
Yıllar beni eskitmiş olabilir ama bil,
En çok senin gelişine açıldım,
En çok gidişine kilitlendim.
Bu memlekette herkes bir taraf seçti de,
Ben bütün ömrümce yalnız senin yokluğuna muhalefet ettim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!