ben seni seversem
gökyüzü utanır da kızıllığını saklayamaz
bulutlar diz çöker ufukta
adını fısıldar rüzgâra
ben seni seversem
Ben seni yokluğunda sevdim,
Adını dilime değil, duama kattım.
Kimse bilmedi içimde nasıl büyüdüğünü,
Bir sır gibi taşıdım seni kalbimin kıyısında.
Sen uzaklarda bir düş gibiydin,
Ben seni yüreğime ektim,
Koparmaya kimin gücü yeter ki?
Kök saldın ruhumun derinlerine,
Onlar, dallarımı budasın.
Bıçak kesse, canım acısa,
mermi değse, içim yansa,
ben yine adını anarım gecenin en sessiz yerinde.
Çünkü sen,
yarama tuz değil,
yaramın içindeki en derin sızısın.
Âfitâbı özledim evvel,
sonra cemâlini ey yâr.
Keşke dergâhının eşiğinde
gölgene râzı bir reyhân olaydım.
Bil ki bunca dem firkatine mahkûm olan bu gönül,
Her seheri adınla açtı, her gece seni andı.
Hicrin ateş oldu, bağrımı sessizce yaktı;
Cemâlini görünce, ömrüm yeniden can buldu.
Bilmem...
Senden sonra hangi mevsime gönül verilir.
Hangi sokak, sensiz yürünmeye razı gelir.
Hangi çay, yalnız içilince demlenir?
Kime anlatılır gecenin sessizliği?
Hangi gül, senin adın kadar güzel kokar?
Sensizliğin uğramadığı sokaklarda
Seni beklemek, aşkın en derin hâliymiş meğer.
Adını kalbime her vuruşta yeniden yazarken,
Seni özlemek bile bir lütuf gibi içimde.
Bilmezler…
Bilmezler nasıl düştük birbirimizin kaderine,
Bilmezler nasıl çağırdı kalbimiz kalbimizi.
Birimiz yangın, birimiz kül sandılar,
Oysa aynı ateşte yanmış iki sırdık biz.
Geceyi ikiye bölen bir dua gibiydik,
Binlerce kez vurdum sineme,
her vuruşta adını söyledim.
“Ah, sevdiğim” dedim,
meğer insanın bağrını aşk değil,
sevdiğine varamamak delermiş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!