odamda kristal bir sessizlik
uyuyor resmen koltuk kanepe
halı sehpayla barışık lavantalar kokuyor mis
sam yeli usulca dokunuyor camlara
sormayın perdelerde mahmur bir dinginlik
zihnimde kerbelâ savaşları kıran kırana mücadele
kilidi kırık bir sandukanın ağzı tükenmişlik
içi noksan sevgilerin ilenti tebessümünde
incinen yetimler gibi üzbe
nefes alışverişlerim
duydun mu ismail
bolluk bereket varmış her yerde
nerde bir ben mi rastlamıyorum
niye uğradığım her yerde
mükerrer sancılarla
sınanıyorum
zamanla küllense de her şey
değişmez hiç
gözlerinin elâsından düşlerime kar boran yağar
duvarlarda asılı dilsiz posterleri zapt etti hüzün
kurumuş bir karanfilin türküsünü çığırır ıssız yollar
rüzgârın zencefil kokulu eteğinden gün doğuyor
ahraz pencere kuşuyum bir başına camlarda
sokakta yorgun adımların ve patilerin izi
kalbimse kuraksamış bir bağın sızılı çiçeği
yaşamaksa rengi atmış bir ömrün
zorunlu yol uğrağı
Tanrım
bir başına geceyim
içsel dökülmelerime savaşlarıma
yıldızlar şahit gök şahit söktüm kalbimi
perde perde kapattım
pencerelerimi
bir duvar sarmaşığından bakacağım
geçip gittiğin ince yollara ardın sıra revan
biçâre gönlüm
ışıkların gölgelerin oynaştığı
bir ceviz ağacının altında soluklanıp içtiğin
çölde açan çiçeğin
kıtlık korkusu gibi
kurak ve yokluk
güncelerini
örüyor
zaman
uzun yolların incinmiş toz ağrısı
kanatları rüzgâr gülü uçarı turnalar oy!
hiç bilmezsiniz iç sızısıyım dağların
bulutların
uyku sersemi
zihnimin kopuk ayakları
içimden güne doğmak gelmiyor
düşünceler sepetinde paket paket karmaşa
savrulurken yollarda topladığım keder tohumları
gözlerimde küflenen badem ağaçları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!