konak han değil kervansaray değil bu yollar
aceleyle uğurlarlar gelen geçeni
şu dağlar bu yıpranmış viyadükler
ne başkaldırır ne baş keser
ama onlar korkusuz
cengaverler
diyardan diyara uçur beni rüzgâr
yeknesak günlerin getirdiği kederlere
dallarına ah’lar astığım ağacıma dokunma
izim kalsın bir tomurcuk ucunda
ahval-ı perişandı gönlü yılgındı
desin kırlangıçlar
yalnızlığın
saltanatı dolu dizgin hüküm sürerken
tüketiyorum yılları ayları gündüz vaktiyle
gecenin içinde salına salına gölgelerin
sultanına ninniler söyleyerek
göğe uzanan
beton sandıklarda
kat kat çekmelerimiz var
çekmelerde küçük camlar küçük balkonlar
ayrıca bölüm bölüm odalar ince uzun
kısa kare koridorlarımız
yaşlı bir atın
yere dökülen yüzünü usul usul toplar gibi
koşumlarını giymiş gece
koşuyor sabaha
sararmış yüzlerin gövdelenmiş ağaç hıçkırığı
toprağı bol olsun kederlerin kapadık gözlerimizi
herkes kendine ait bir rüya -rüya içinde masal
söz kuşlarının uçurduğu gizemli varsayımlar içinde
düz çizgiden sapan kırık yollar
sararmış yüzlerin gövdelenmiş ağaç hıçkırığı
toprağı bol olsun kederlerin kapadık gözlerimizi
herkes kendine ait bir rüya -rüya içinde masal
söz kuşlarının uçurduğu gizemli varsayımlar içinde
düz çizgiden sapan kırık yollar
parçalanan ufuklar
yaban bir yolun dilinin kuruluğu
sararmış dalın yağmura öykünüşü
kirpiklerimin kıvrımlı çemberini
narin narin yıkayan güneş
al sil
aynaların sırlı yüzüne yürür efsun
var mıyım yok muyum yokluğun kapı tokmağında
sarhoş bir maytap gibi uçuşur harmaniler
ruhum içinde ruh beslenir
açar çiçeği yasemen
odamda kristal bir sessizlik
uyuyor resmen koltuk kanepe
halı sehpayla barışık lavantalar kokuyor mis
sam yeli usulca dokunuyor camlara
sormayın perdelerde mahmur bir dinginlik
zihnimde kerbelâ savaşları kıran kırana mücadele




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!