Aşk Eylül 8 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7523

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 8

Bir insan
başka bir insanın hayatına
girdiğinde
yalnızca iki kişilik bir hikâye başlamaz.
İki geçmiş karşılaşır.
İki korku.
İki hafıza.
İki gelecek ihtimali.
Ve bütün bunların arasında
bir bağ kurulmaya çalışılır.
İşte aşkın entelektüel tarafı
burada başlıyor:
Sevgi yalnızca hissetmek değil,
karşındaki insanın iç dünyasına
saygı gösterecek kadar
onu anlamaya çalışmaktır.
Aşk

Bir gece
yağmurun altında
yan yana yürürken
sana şunu söyledim:
“Benden korkuyor musun?”
Gülümsedin.
“Hayır.”
“Peki ya kendinden?”
Bu kez sustun.
Çünkü insan
bazen başka birinden değil,
kendi içinde uyanan
duygunun büyüklüğünden korkar.
Ben de korkuyordum.
Çünkü seni sevmek
hayatımda küçük bir değişiklik değildi.
Bütün dengelerimi
yeniden kurmak demekti.
Önceliklerimi.
Korkularımı.
Gelecek fikrimi.
Kendime dair
bildiğimi sandığım şeyleri.
Aşk

Bazen
sana bakarken
zamanın kendisine kızıyorum.
Çünkü zaman
her şeyi değiştiriyor.
Yüzleri.
Şehirleri.
Deniz kıyılarını.
Çınarların dallarını.
İnsanların seslerini.
Anıları.
Ama sana baktığımda
başka bir şey düşünüyorum:
Belki zaman
aşkı yok etmez.
Belki aşkın
hangi kısmının gerçek olduğunu
ortaya çıkarır.
Geçici olan
yavaş yavaş silinir.
Gerçek olan
daha sessizleşir.
Ama kaybolmaz.
Aşk

Gerçek bağlılık
kaçmayı imkânsızlaştırmak değil,
kalmayı anlamlı kılmaktır.
Aşk
SANA KARŞI KOYAMAYAN ZAMAN
Seni ilk gördüğümde
zamanın bir anlığına
neden sustuğunu anlayamadım.
Eylül'dü.
Aşkın Şehri Ordu'da
yağmur yeni başlamıştı.
Çınarın yaprakları
ıslak kaldırımlara düşüyor,
deniz gecenin içinde
kendi karanlığını taşıyordu.
Sen bana baktın.
Ben o bakışta
garip bir şey hissettim:
Sanki seni
ilk kez görmüyordum.
Sanki hafızam
benden önce seni tanıyordu.
Aşk

Sana yaklaşmak
kolay değildi.
Çünkü bazı insanlar
hayatımıza huzur gibi girmez.
Bir soru gibi girer.
Bir ihtimal.
Bir tehlike.
Bir seçim.
Sen benim için
hepsiydin.
Aklım
“Uzak dur.”
diyordu.
Kalbim
“Biraz daha yaklaş.”
diyordu.
İnsan
kendi içinde böyle bölündüğünde
hangi tarafın doğru olduğunu
hemen anlayamıyor.
Ben de anlayamadım.
Sonra fark ettim:
Aşk bazen
doğru cevabı bulmak değil,
cevabını bilmediğin hâlde
bir insana karşı dürüst kalabilmektir.
Aşk

Seni sevmek
sana sahip olmak değildi.
Tam tersine,
seni özgür bırakabilecek kadar
güvenmekti.
Çünkü korku
insana sevdiğini
koruduğunu düşündürürken
aslında onu
kendine hapsetmesini sağlayabilir.
Ben seni
bir kafese koymak istemedim.
Senin yanında
bir kafesin olmadığını
hissetmeni istedim.
Çünkü gerçek bağlılık
kaçmayı imkânsızlaştırmak değil,
kalmayı anlamlı kılmaktır.
Aşk

Bazen
sana bakarken
zamanın kendisine kızıyorum.
Çünkü zaman
her şeyi değiştiriyor.
Yüzleri.
Şehirleri.
Deniz kıyılarını.
Çınarların dallarını.
İnsanların seslerini.
Anıları.
Ama sana baktığımda
başka bir şey düşünüyorum:
Belki zaman
aşkı yok etmez.
Belki aşkın
hangi kısmının gerçek olduğunu
ortaya çıkarır.
Geçici olan
yavaş yavaş silinir.
Gerçek olan
daha sessizleşir.
Ama kaybolmaz.
Aşk

Bir gece
yağmurun altında
yan yana yürürken
sana şunu söyledim:
“Benden korkuyor musun?”
Gülümsedin.
“Hayır.”
“Peki ya kendinden?”
Bu kez sustun.
Çünkü insan
bazen başka birinden değil,
kendi içinde uyanan
duygunun büyüklüğünden korkar.
Ben de korkuyordum.
Çünkü seni sevmek
hayatımda küçük bir değişiklik değildi.
Bütün dengelerimi
yeniden kurmak demekti.
Önceliklerimi.
Korkularımı.
Gelecek fikrimi.
Kendime dair
bildiğimi sandığım şeyleri.
Aşk

Sen bana
şunu öğrettin:
Bir insan
başka bir insanın hayatına
girdiğinde
yalnızca iki kişilik bir hikâye başlamaz.
İki geçmiş karşılaşır.
İki korku.
İki hafıza.
İki gelecek ihtimali.
Ve bütün bunların arasında
bir bağ kurulmaya çalışılır.
İşte aşkın entelektüel tarafı
burada başlıyor:
Sevgi yalnızca hissetmek değil,
karşındaki insanın iç dünyasına
saygı gösterecek kadar
onu anlamaya çalışmaktır.
Aşk

Eylül geceleri
Ordu'nun kıyısında
deniz karanlığa karışırken
seninle konuşmayı seviyorum.
Çünkü gece
insanın maskelerini azaltıyor.
Gündüz
herkesin bir rolü var.
Gece
roller yoruluyor.
Ve insan
olduğu kişiye daha çok yaklaşıyor.
Sen de yaklaşıyorsun.
Ben de.
Bazen konuşuyoruz.
Bazen susuyoruz.
Ama artık biliyorum:
Sessizlik bile
güven varsa
bir iletişim biçimidir.
Aşk

Bir gün
zaman bizi değiştirecek.
Belki bugünkü hâlimizi
tanımakta zorlanacağız.
Ama eğer o gün geldiğinde
birbirimize yeniden bakıp
“Ben seni
değiştiğin için kaybetmedim;
değiştiğin hâlinle
yeniden tanımayı seçtim.”
diyebilirsek,
o zaman aşkın
ne olduğunu gerçekten anlamış olacağız.
Çünkü sonsuzluk
hiç değişmemek değildir.
Sonsuzluk,
değişimin içinde
aynı insanı yeniden seçebilmektir.
Aşk

Şimdi yağmur yağıyor.
Çınarın dalları
geceye doğru uzanıyor.
Deniz
ufukta görünmeyen
bir geleceği taşıyor.
Sen yanımdasın.
Ve ben artık
sana karşı koymaya çalışmıyorum.
Çünkü sana karşı koymak
senden kaçmak değildi.
Kendimden kaçmaktı.
Şimdi biliyorum:
Bazı insanlar
hayatımıza girer
ve kalbimizi hızlandırır.
Bazıları
aklımızı değiştirir.
Ama çok az insan
ikisini aynı anda yapar.
Sen onlardan birisin.
Bu yüzden sana
sonsuzluk vaat etmiyorum.
Sana daha gerçek
bir şey söylüyorum:
Zaman beni neye dönüştürürse dönüştürsün,
seni her yeni hâlinle
yeniden tanımaya
ve yeniden sevmeye
gönüllü olacağım.
Çünkü aşkın en güçlü hâli
“Hiç değişmeyeceğiz.” değildir.
“Değişsek bile
birbirimizi bulmanın
yeni yollarını arayacağız.”
Ve belki
sonsuzluk dediğimiz şey
tam olarak budur.
Aşk

Bizim gerçeğimiz:
Yağmurun altında başlayan,
çınarın gölgesinde büyüyen,
denize karşı susmayı öğrenen
ve sonsuzluğa uzanan evrensel bir aşktır.
Aşk

Aşk,
birinin hayatına
kendi hikâyeni yazmak değilmiş.
Onun hikâyesinin
sana ait olmayan bölümlerini de
sevebilmeyi öğrenmekmiş.
Senin geçmişin vardı;
benim yarım kalmış cümlelerim.
Senin suskunlukların vardı;
benim açıklayamadığım korkularım.
Aramızda
hiçbir şiirin çözemeyeceği
kadar gerçek bir mesafe vardı.
Ama yine de
aynı pencerenin önünde
aynı yağmuru dinleyebiliyorduk.
Aşk
GÜN
Seni sevdiğim gün
kendimi bir bütün sandım.
Oysa içimde
birbirine hiç benzemeyen
birkaç kadın, birkaç erkek,
birkaç suskun çocuk
aynı masada oturuyordu.
Biri seni istiyordu,
biri senden korkuyordu,
biri aşkın
insanı özgürleştireceğine inanıyordu,
öteki ise
özgürlüğün bile
sevdiğin insanın yanında
bir tür yalnızlık olduğunu söylüyordu.
Ben sustum.
Çünkü aşk,
bazen iki insanın birbirine yaklaşması değil,
insanın kendi içindeki
bütün çelişkileri
aynı odada oturtabilmesidir.
Sen geldin.
Ve içimdeki dağınık sayfalar
ilk kez aynı cümlede buluştu.
Ne geçmişimi sildin,
ne geleceğimi vaat ettin.
Sadece elini tuttun.
Meğer insanın
iyileşmesi için
her zaman bir cevap gerekmiyormuş;
bazen birinin
sorularından korkmadan yanında kalması yetiyormuş.
Sonra anladım:
Aşk,
birinin hayatına
kendi hikâyeni yazmak değilmiş.
Onun hikâyesinin
sana ait olmayan bölümlerini de
sevebilmeyi öğrenmekmiş.
Senin geçmişin vardı;
benim yarım kalmış cümlelerim.
Senin suskunlukların vardı;
benim açıklayamadığım korkularım.
Aramızda
hiçbir şiirin çözemeyeceği
kadar gerçek bir mesafe vardı.
Ama yine de
aynı pencerenin önünde
aynı yağmuru dinleyebiliyorduk.
Belki aşk buydu:
İki ayrı hayatın
birbirini ele geçirmeden
aynı anda var olabilmesi.
Sana sahip olmak istemedim.
Seni anlamak istedim.
Çünkü insan
sevdiğini kendisine benzettiğinde
onu sevmiş olmuyor;
onu kendisinden farklı olduğu hâliyle
yanında tutabildiğinde
aşk başka bir bilgiye dönüşüyor.
Ve şimdi
içimdeki bütün defterleri kapatıyorum.
Kırmızı olanı,
mavi olanı,
öfkeyle yazılmış olanı,
özlemle karalanmış olanı...
Son sayfaya yalnızca şunu yazıyorum:
Sen benim tamamlanmış hâlim değilsin.
Ben de senin eksik parçan değilim.
Biz,
birbirini tamamlamak zorunda olmayan
iki ayrı bütünüz.
Ve belki de
gerçek aşkın en sessiz devrimi budur:
Seni severken
kendimi kaybetmemek;
kendimi bulurken
seni kaybetmemek.
Aşk
GECE YARISININ ÇOCUKLARI DEĞİLDİK
Gece yarısını biraz geçiyordu
seni sevdiğimi anladığımda.
Şehir uyuyordu;
ama sokak lambalarının altında
geçmiş, gelecekle tartışıyordu.
Ben o gece
çocukluğumdan çıkıp
senin adının içine girdim.
Garipti aşk:
Bir insanın başka bir insana
yaklaşması değil,
kendi tarihinin
başka bir tarihle kesişmesiydi.
Senin gözlerinde
henüz yaşanmamış sabahları gördüm.
Benim ellerimde
çoktan unutulduğunu sandığım
eski bir dünyanın izleri vardı.
Ve ikimiz,
aynı gecenin içinde
iki ayrı hikâyeden gelmiş
iki yabancıydık.
Sonra bir mucize oldu:
Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Bir şehrin hafızası kadar eski,
bir çocuğun hayali kadar yeni.
Seni sevdiğimde
zamanın da
bize karşı tarafsız olmadığını öğrendim.
Bazı dakikalar
bir ömür sürer.
Bazı yıllar
tek bir öpüşün içinde
kaybolur.
Ama biz
zamana yenilmedik.
Çünkü aşkımız
saatlerin gösterdiği
bir şey değildi.
İki insanın
aynı anda
birbirinin hayatına
inanmasıydı.
Bazen seni kaybetmekten korktum.
Çünkü insan
en çok sevdiği şeyi
kaybetme ihtimaline
karşı kendi içinde
küçük bir tarih yazar.
Ben de yazdım.
İlk sayfaya seni,
son sayfaya yine seni.
Aradaki bütün sayfalara
korkularımı.
Fakat sen geldin
ve kitabın sonunu değiştirdin.
Meğer kader
önceden yazılmış bir hikâye değilmiş.
İki insanın
birbirini seçtiği anda
yeniden başlayan
bir cümleymiş.
Şimdi gece yarısı.
Şehir yine susuyor.
Ama ben biliyorum:
Dünyanın bütün saatleri
aynı anda durmuş olsa bile
seninle karşılaştığım o an
hareket etmeye devam edecek.
Çünkü bazı aşklar
zamanda yaşanmaz.
Zaman,
onların içinde yaşar.
Ve biz—
ne tarihin çocuklarıydık,
ne gecenin.
Biz,
birbirinin hafızasında
kendine yeni bir gelecek açan
iki insandık.
Aşk

Gece yarısını biraz geçiyordu
seni sevdiğimi anladığımda.
Şehir uyuyordu;
ama sokak lambalarının altında
geçmiş, gelecekle tartışıyordu.
Ben o gece
çocukluğumdan çıkıp
senin adının içine girdim.
Garipti aşk:
Bir insanın başka bir insana
yaklaşması değil,
kendi tarihinin
başka bir tarihle kesişmesiydi.
Senin gözlerinde
henüz yaşanmamış sabahları gördüm.
Benim ellerimde
çoktan unutulduğunu sandığım
eski bir dünyanın izleri vardı.
Ve ikimiz,
aynı gecenin içinde
iki ayrı hikâyeden gelmiş
iki yabancıydık.
Sonra bir mucize oldu:
Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Aşk

Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Bir şehrin hafızası kadar eski,
bir çocuğun hayali kadar yeni.
Seni sevdiğimde
zamanın da
bize karşı tarafsız olmadığını öğrendim.
Bazı dakikalar
bir ömür sürer.
Bazı yıllar
tek bir öpüşün içinde
kaybolur.
Ama biz
zamana yenilmedik.
Çünkü aşkımız
saatlerin gösterdiği
bir şey değildi.
İki insanın
aynı anda
birbirinin hayatına
inanmasıydı.
Aşk

Bazen seni kaybetmekten korktum.
Çünkü insan
en çok sevdiği şeyi
kaybetme ihtimaline
karşı kendi içinde
küçük bir tarih yazar.
Ben de yazdım.
İlk sayfaya seni,
son sayfaya yine seni.
Aradaki bütün sayfalara
korkularımı.
Fakat sen geldin
ve kitabın sonunu değiştirdin.
Meğer kader
önceden yazılmış bir hikâye değilmiş.
İki insanın
birbirini seçtiği anda
yeniden başlayan
bir cümleymiş.
Aşk

Şimdi gece yarısı.
Şehir yine susuyor.
Ama ben biliyorum:
Dünyanın bütün saatleri
aynı anda durmuş olsa bile
seninle karşılaştığım o an
hareket etmeye devam edecek.
Çünkü bazı aşklar
zamanda yaşanmaz.
Zaman,
onların içinde yaşar.
Ve biz,
ne tarihin çocuklarıydık,
ne gecenin.
Biz,
birbirinin hafızasında
kendine yeni bir gelecek açan
iki insandık.
Aşk
AŞKIN EN GÜZEL ÇAĞI
Seni sevdiğimde
bana bunun geçici olduğunu söylediler.
İnsanlar aşk hakkında
hava durumu hakkında konuşur gibi konuşurlar:
yarın değişebilir,
fazla sürmez,
şemsiyeni yanında taşı.
Oysa ben seni
bir karar gibi sevdim.
Masum değildim.
Sen de değildin.
İkimiz de biliyorduk:
bazı aşklar insanın hayatına
çiçek açmak için değil,
hayatın daha önce yazılmış bütün cümlelerini
çizmek için gelir.
Sen bana baktığında
yüzümde kendimi değil,
olabileceğim kişiyi gördün.
Belki de tehlike buydu.
Çünkü aşk bazen
iki insanın birbirini bulması değildir;
bir insanın diğerinin içinde
kendisi için yeni bir kader
icat etmesidir.
Ben seni seviyorum dedim.
Sen gülümsedin.
O gülümsemede
bir öğretmenin kesinliği vardı;
sanki aşkın sonucunu
çoktan biliyordun.
Ben ise
ilk kez bilmemeyi sevdim.
Çünkü insan
geleceğini bilmediği zaman
gerçekten özgürdür.
Sokaklardan geçtik.
İnsanlar bizi izledi.
Bazıları bizi yakıştırdı,
bazıları yakıştıramadı.
Ne garip—
Başkalarının gözünde
bir aşkın gerçekliği,
iki insanın birbirine duyduğu şeyden
daha kolay ölçülüyordu.
Biz yine de sustuk.
Çünkü bazı sevgiler
ilan edilince küçülür.
Seninle aramızdaki şey
bir sır değildi.
Bir bilgiydi.
Yalnızca ikimizin bildiği
ve dünyanın bilmesine gerek duymadığı
bir bilgi.
Sonra zaman geldi.
Her aşkın karşısına
kaçınılmaz bir öğretmen gibi dikilen
o soğuk, ölçülü zaman.
Bize dedi ki:
“Artık büyüyün.”
Ben güldüm.
Çünkü seni sevmenin
beni büyütmediğini,
beni kendimden çıkardığını fark ettim.
Ve insan bazen
kendine ulaşmak için
önce kendisinden vazgeçmek zorundadır.
Şimdi seni düşündüğümde
geçmişe bakmıyorum.
Garip ama gerçek:
Seni hatırlamak
bir geçmişi hatırlamak değil.
Henüz yaşanmamış
bir ihtimali düşünmek gibi.
Belki bu yüzden
aşkın en güzel çağı
başladığı zaman değildir.
Bittiği zaman da değildir.
Aşkın en güzel çağı,
iki insanın
birbirini değiştirmeye başladığını fark ettiği
ama henüz
hangisinin diğerini değiştirdiğini
bilmediği andır.
Ve ben hâlâ
o anda yaşıyorum.
Seninle.
Kimsenin bilmediği
bir derste.
Kapısı olmayan
bir sınıfta.
Tahtaya yalnızca bir cümle yazılmış:
“Sevmek,
bir başkasının hayatına girmek değil;
kendi hayatının anlamını
yeniden yazmaya razı olmaktır.”
Aşk

İnsan
geleceğini bilmediği zaman
gerçekten özgürdür.
Filozof

Seni sevdiğimde
bana bunun geçici olduğunu söylediler.
İnsanlar aşk hakkında
hava durumu hakkında konuşur gibi konuşurlar:
yarın değişebilir,
fazla sürmez,
şemsiyeni yanında taşı.
Oysa ben seni
sonsuzluğum diye sevdim.
Aşk

Bazen
iki insanın gerçekten birleştiği yer,
aynı şeyi söylemeleri değil,
birbirlerinin farklı seslerini
sonuna kadar dinlemeleridir.
Aşk

Sen geldin.
Bana
“Ne istiyorsun?” diye sordun.
Öylece kaldım.
Çünkü yıllarca
başkalarının sorularına
doğru cevap vermeyi öğrenmiştim;
ama ilk kez
kendi cevabımı arıyordum.
Seni seviyorum, dedim.
Bu kez kimseye sormadan.
Aşk

KÜÇÜK ŞEHRİN BÜYÜK AŞKI
Bizim şehrimizde
herkes herkesi tanırdı.
Kimin kime baktığını,
kimin kiminle konuştuğunu,
hangi evin akşam ışığını
neden erken söndürdüğünü...
Aşk bile
başkalarının bilgisine ihtiyaç duyardı.
Sen beni sevdiğinde
ilk itiraz eden kalbim olmadı.
Şehir oldu.
“Uygun değil,” dediler.
“Zamanı değil.”
“Hayatını zorlaştırır.”
İnsanların aşk hakkında
ne kadar kolay hüküm verdiğini
o gün öğrendim.
Çünkü onlar
senin gözlerindeki kararsızlığı değil,
kendi korkularını okuyorlardı.
Aşk

Sen uzaklaştığında
şehir aynı şehir kaldı,
deniz aynı deniz,
sokaklar aynı sokak…
Ama ben
aynı insan değildim artık.
Bir yağmur başladı içimde,
kimsenin görmediği.
Her damlasında
sana söyleyemediğim bir cümle vardı.
Ve ben anladım:
özlemek, birinin yokluğunu taşımak değilmiş;
onun varlığının
içimizde bıraktığı dünyayı
korumaya çalışmakmış.
Aşk

Özlemek, birinin yokluğunu taşımak değilmiş;
onun varlığının
içimizde bıraktığı dünyayı
korumaya çalışmakmış.
Aşk

Aşkın tuhaf bir hafızası vardır;
unutmayı öğrense bile
neden sevdiğini unutmaz.
Aşk

İnsan, sevdiği kişinin karşısında
kendi hakkında yazdığı bütün dipnotları
yırtıp atıyormuş.
Sen gittikten sonra
masamda yalnızca birkaç eşya kaldı:
yarım bir cümle,
eski bir mektup,
ve sana söylemek için
fazlasıyla geciktiğim
bir "kal."
Aşk

Şimdi geçmişe bakıyorum da
ikimizin arasında
en büyük mesafeyi yollar değil,
söylenmemiş kelimeler açmış.
Aşk

Seni sevdiğimden beri
deniz başka konuşuyor benimle.
Dalgalar kıyıya
senin adını söylemeden geliyor,
sonra geri çekiliyorlar;
sanki aşkın
söylenemeyen kısmını
kendileriyle götürüyorlar.
Akşam olduğunda
gökyüzünün bütün mavileri
biraz sana benziyor.
Ben ise
seni beklemekle
seni düşünmek arasındaki
o ince yerde duruyorum.
Ne tamamen yalnızım,
ne de sana kavuşmuş.
Aşk

İnsan geçmişteki kendisini
mahkûm etmeye kalkarsa
kendi hayatının yarısını
hapse atmış olur.
Aşk

Dünya hızlandı sevgilim.
Şehirler
insandan daha çabuk değişiyor,
saatler dakikalara,
dakikalar bildirimlere bölünüyor.
İnsanlar birbirine
bir dokunuş kadar yakın,
bir sessizlik kadar uzak artık.
Ve biz
bütün bu hızın ortasında
birbirimizi sevmeyi seçtik.
Aşk

Dünya hızlandı sevgilim.
Şehirler
insandan daha çabuk değişiyor,
saatler dakikalara,
dakikalar bildirimlere bölünüyor.
İnsanlar birbirine
bir dokunuş kadar yakın,
bir sessizlik kadar uzak artık.
Ve biz
bütün bu hızın ortasında
birbirimizi sevmeyi seçtik.
Aşk

KÜÇÜK ŞEHRİN BÜYÜK AŞKI
Bizim şehrimizde
herkes herkesi tanırdı.
Kimin kime baktığını,
kimin kiminle konuştuğunu,
hangi evin akşam ışığını
neden erken söndürdüğünü...
Aşk bile
başkalarının bilgisine ihtiyaç duyardı.

Aaaaaaaaaaaaşk

Sen gittikten sonra
masamda yalnızca birkaç eşya kaldı:
yarım bir cümle,
eski bir mektup,
ve sana söylemek için
fazlasıyla geciktiğim
bir "kal."

Oooooooooyyyy

Sen gittikten sonra
masamda yalnızca birkaç eşya kaldı:
yarım bir cümle,
eski bir mektup,
ve sana söylemek için
fazlasıyla geciktiğim
bir "kal."

Sen beni sevdiğinde
ilk itiraz eden kalbim olmadı.
Şehir oldu.
“Uygun değil,” dediler.
“Zamanı değil.”
“Hayatını zorlaştırır.”
İnsanların aşk hakkında
ne kadar kolay hüküm verdiğini
o gün öğrendim.
Çünkü onlar
senin gözlerindeki kararsızlığı değil,
kendi korkularını okuyorlardı.

Aaaaaaaaaaaaşk

Sen gittikten sonra
masamda yalnızca birkaç eşya kaldı:
yarım bir cümle,
eski bir mektup,
ve sana söylemek için
fazlasıyla geciktiğim
bir "kal."

Oooooooooyyyy

Sen gittikten sonra
masamda yalnızca birkaç eşya kaldı:
yarım bir cümle,
eski bir mektup,
ve sana söylemek için
fazlasıyla geciktiğim
bir "kal."
Aşk

Sonra anladım:
Belki de yanlış soruyu soruyordum.
Mesele
senin beni sevip sevmediğin değildi.
Mesele,
benim seni severken
kendimden ne kadar vazgeçtiğimdi.
Aşk

İnsan
bazen bir başkasının sevgisini
kendi değerinin kanıtı sanıyor.
Aşk

Bazen bir aşkın kaybolmasının nedeni
delil yetersizliği değil,
kalbin bildiğini
dilin zamanında söylememesidir.
Aşk

“Varlığın,
benim irademden bağımsız olarak
değerli.”
Aşk

Benim bekleyişim
senin adını taşıyor.
Aşk
Yolun Öte Ucunda Sen
Akşam oldu,
köyün üstüne ince bir serinlik indi.
Uzaklarda bir ışık yandı,
ben seni düşündüm.
Ne çok yol varmış
insanın sevdiğine ulaşması için.
Bir tren geçiyor geceden,
pencerelerinde sarı ışıklar…
Her vagonda
başka bir hayat,
başka bir bekleyiş.
Benim bekleyişim
senin adını taşıyor.
Sana söyleyemediğim
öyle çok şey var ki…
Mesela,
bir yağmur başladığında
ilk seni hatırladığımı.
Bir kuş uzaklara uçtuğunda
gözlerimin onu
neden uzun süre izlediğini.
Ve akşamları
şehir biraz sessizleşince
içimde bir yerin
neden hâlâ seni beklediğini.
Belki sen
başka bir yerde
başka bir gökyüzüne bakıyorsun.
Belki benim kadar
özlemiyorsun.
Bunu bilmiyorum.
Ama sevmenin
her zaman karşılık istemek olmadığını
öğrendim.
Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.
Saçlarıma ak düşse,
şehirler değişse,
yollar uzasa,
bir akşam
aynı rüzgâr
yüzüme dokunursa,
seni hatırlayacağım.
Ve belki o zaman
anlayacağım:
Bazı insanlar
hayatımıza gelip gitmez;
bir yolun adı gibi
içimizde kalır.
Sen benim
bitmeyen yolumsun.
Ben hâlâ
o yolun öte ucunda
seni seviyorum.
Aşk

Sana söyleyemediğim
öyle çok şey var ki…
Mesela,
bir yağmur başladığında
ilk seni hatırladığımı.
Bir kuş uzaklara uçtuğunda
gözlerimin onu
neden uzun süre izlediğini.
Ve akşamları
şehir biraz sessizleşince
içimde bir yerin
neden hâlâ seni beklediğini.
Aşk

Belki sen
başka bir yerde
başka bir gökyüzüne bakıyorsun.
Belki benim kadar
özlemiyorsun.
Bunu bilmiyorum.
Ama sevmenin
her zaman karşılık istemek olmadığını
öğrendim.
Aşk

Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.
Aşk

Saçlarıma ak düşse,
şehirler değişse,
yollar uzasa,
bir akşam
aynı rüzgâr
yüzüme dokunursa,
seni hatırlayacağım.
Ve belki o zaman
anlayacağım:
Bazı insanlar
hayatımıza gelip gitmez;
bir yolun adı gibi
içimizde kalır.
Sen benim
bitmeyen yolumsun.
Ben hâlâ
o yolun öte ucunda
seni seviyorum.
Aşk

Akşam oldu,
köyün üstüne ince bir serinlik indi.
Uzaklarda bir ışık yandı,
ben seni düşündüm.
Ne çok yol varmış
insanın sevdiğine ulaşması için.
Aşk

Bir tren geçiyor geceden,
pencerelerinde sarı ışıklar…
Her vagonda
başka bir hayat,
başka bir bekleyiş.
Benim bekleyişim
senin adını taşıyor.
Aşk

SEN
Sana söyleyemediğim
öyle çok şey var ki…
Mesela,
bir yağmur başladığında
ilk seni hatırladığımı.
Bir kuş uzaklara uçtuğunda
gözlerimin onu
neden uzun süre izlediğini.
Ve akşamları
şehir biraz sessizleşince
içimde bir yerin
neden hâlâ seni beklediğini.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.

Ooooooooooyyyy

Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.

Saçlarıma ak düşse,
şehirler değişse,
yollar uzasa,
bir akşam
aynı rüzgâr
yüzüme dokunursa,
seni hatırlayacağım.
Ve belki o zaman
anlayacağım:
Bazı insanlar
hayatımıza gelip gitmez;
bir yolun adı gibi
içimizde kalır.
Sen benim
bitmeyen yolumsun.
Ben hâlâ
o yolun öte ucunda
seni seviyorum.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.

Ooooooooooyyyy

Bazen insan
birini uzaktan sever,
bir yol gibi…
Gidemez ama
hep aynı yere çıkar.
Benim yolum
sana çıkıyor.
Yıllar geçse de
değişmiyor bu.
Aşk

Zaman insanları değiştirir,
ama gerçek bir duygu
ilk bırakıldığı yeri
her zaman hatırlar.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 25.09.2026 11:39:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!