Aşk Eylül 2 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7510

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 2

Seni sevdiğim gün
dünya küçülmedi.
Tersine,
ufuklar çoğaldı.
Bir insanın gözlerinde
bütün bir ömrün
başka türlü okunabileceğini
o gün öğrendim.
Sen geldin;
ve içimde yıllardır
kapalı duran pencereler
birer birer açıldı.
Ben buna aşk dedim.
Belki de aşk,
bir insanın gelişiyle
dünyanın değişmesi değil,
dünyaya bakarken
kendimizin değiştiğini fark etmektir.
Aşk

Seni ilk gördüğümde
kalbimin hızlandığını hatırlıyorum.
Ama artık biliyorum:
Kalp yalnızca
sevgiden hızlanmaz.
Korkudan da.
Arzudan da.
Yalnızlıktan da.
İnsanın geçmişinden taşıdığı
bütün eksiklikler
bazen bir başkasının yüzünde
kendilerine bir çıkış arar.
Bu yüzden
seni sevmeden önce
kendimi sorguladım.
Seni gerçekten mi istiyordum,
yoksa içimdeki boşluğu
seninle mi doldurmak istiyordum?
Aşk

Eylül'dü.
Yağmur
sokakları ağırlaştırıyordu.
Çınarın altında
ıslak yapraklar vardı.
Deniz,
uzakta gri bir çizgi gibi
ufka uzanıyordu.
Sen yanımdaydın.
Şehrin bütün gürültüsü
bir anlığına uzaklaştı.
Ama hayat susmadı.
Faturalar vardı.
Yorgunluklar.
Geçmişin izleri.
İnsanların beklentileri.
Bizi biz olmaktan çıkaran
sayısız küçük baskı.
Ve aşkın gerçekliği
tam burada sınandı.
Çünkü kolay olan
güzel bir günde sevmektir.
Zor olan,
hayat güzel davranmadığında bile
kalbin içindeki iyiliği
koruyabilmektir.
Aşk

Seninle ilgili
büyük sözler söylemek istemiyorum.
“Daima.”
“Hiçbir zaman.”
“Sonsuza dek.”
Bu kelimeler
insanın geleceğe karşı
duyduğu korkuyu bazen
romantik bir söz gibi gizler.
Ben senden
sonsuzluk istemiyorum.
Bugünün dürüstlüğünü istiyorum.
Yarın değişirsek
bunu birbirimizden saklamayalım.
Kalbimiz yorulursa
rol yapmayalım.
Sevgi azalırsa
onu zorla büyütmeye çalışmayalım.
Çünkü aşkın onuru
her koşulda sürmesinde değil,
gerçeğini kaybetmeden
yaşanabilmesindedir.
Aşk

Bazen sana bakıyorum.
Ve sende yalnızca
sevdiğim kadını değil,
hayatın bütün çelişkilerini görüyorum.
Güçlüsün.
Ama kırılabilirsin.
Cesursun.
Ama korkabilirsin.
Beni sevebilirsin.
Ama yine de
kendine ait kalabilirsin.
İşte seni burada seviyorum.
Kusursuz olduğun yerde değil.
İnsan olduğun yerde.
Çünkü kusursuzluk
aşkın değil,
hayalin malzemesidir.
Gerçek aşk ise
bir insanın bütün çelişkilerini görüp
yine de onunla
aynı masada oturabilmektir.
Aşk

Seni değiştirmeyeceğim.
Sen de beni
kendi hayalindeki adama
dönüştürme.
Çünkü iki insan
birbirini şekillendirmeye başladığında
aşk yavaş yavaş
bir projeye dönüşür.
Ben proje olmak istemiyorum.
Sen de olma.
Gel,
bütün geçmişinle gel.
Yanlışlarınla.
Suskunluklarınla.
Başarısızlıklarınla.
Kendinden sakladığın taraflarınla.
Ben de
kendi kusurlarımla geleyim.
Sonra birbirimize
mükemmellik değil,
dürüstlük verelim.
Belki en sağlam bağ
budur.
Aşk
HAYATIN İÇİNDEN GEÇEN AŞK
Seni
çiçeklerin kusursuz olduğu
bir mevsimde sevmedim.
Şehir yorgundu.
Sokaklarda
günün kiri duruyordu.
İnsanların yüzlerinde
geçim telaşı,
ertelenmiş hayaller,
söylenmemiş öfkeler vardı.
Ve tam orada,
bütün bu ağırlığın ortasında
sen çıktın karşıma.
Aşkın
hayattan ayrı bir mucize olmadığını
o gün anladım.
Aşk, hayatın bütün sertliğine rağmen
bir insanın başka bir insana
nazik davranmayı seçmesidir.

───

Seni ilk gördüğümde
kalbimin hızlandığını hatırlıyorum.
Ama artık biliyorum:
Kalp yalnızca
sevgiden hızlanmaz.
Korkudan da.
Arzudan da.
Yalnızlıktan da.
İnsanın geçmişinden taşıdığı
bütün eksiklikler
bazen bir başkasının yüzünde
kendilerine bir çıkış arar.
Bu yüzden
seni sevmeden önce
kendimi sorguladım.
Seni gerçekten mi istiyordum,
yoksa içimdeki boşluğu
seninle mi doldurmak istiyordum?

───

Eylül'dü.
Yağmur
sokakları ağırlaştırıyordu.
Çınarın altında
ıslak yapraklar vardı.
Deniz,
uzakta gri bir çizgi gibi
ufka uzanıyordu.
Sen yanımdaydın.
Şehrin bütün gürültüsü
bir anlığına uzaklaştı.
Ama hayat susmadı.
Faturalar vardı.
Yorgunluklar.
Geçmişin izleri.
İnsanların beklentileri.
Bizi biz olmaktan çıkaran
sayısız küçük baskı.
Ve aşkın gerçekliği
tam burada sınandı.
Çünkü kolay olan
güzel bir günde sevmektir.
Zor olan,
hayat güzel davranmadığında bile
kalbin içindeki iyiliği
koruyabilmektir.

───

Seninle ilgili
büyük sözler söylemek istemiyorum.
“Daima.”
“Hiçbir zaman.”
“Sonsuza dek.”
Bu kelimeler
insanın geleceğe karşı
duyduğu korkuyu bazen
romantik bir söz gibi gizler.
Ben senden
sonsuzluk istemiyorum.
Bugünün dürüstlüğünü istiyorum.
Yarın değişirsek
bunu birbirimizden saklamayalım.
Kalbimiz yorulursa
rol yapmayalım.
Sevgi azalırsa
onu zorla büyütmeye çalışmayalım.
Çünkü aşkın onuru
her koşulda sürmesinde değil,
gerçeğini kaybetmeden
yaşanabilmesindedir.

───

Bazen sana bakıyorum.
Ve sende yalnızca
sevdiğim kadını değil,
hayatın bütün çelişkilerini görüyorum.
Güçlüsün.
Ama kırılabilirsin.
Cesursun.
Ama korkabilirsin.
Beni sevebilirsin.
Ama yine de
kendine ait kalabilirsin.
İşte seni burada seviyorum.
Kusursuz olduğun yerde değil.
İnsan olduğun yerde.
Çünkü kusursuzluk
aşkın değil,
hayalin malzemesidir.
Gerçek aşk ise
bir insanın bütün çelişkilerini görüp
yine de onunla
aynı masada oturabilmektir.

───

Seni değiştirmeyeceğim.
Sen de beni
kendi hayalindeki adama
dönüştürme.
Çünkü iki insan
birbirini şekillendirmeye başladığında
aşk yavaş yavaş
bir projeye dönüşür.
Ben proje olmak istemiyorum.
Sen de olma.
Gel,
bütün geçmişinle gel.
Yanlışlarınla.
Suskunluklarınla.
Başarısızlıklarınla.
Kendinden sakladığın taraflarınla.
Ben de
kendi kusurlarımla geleyim.
Sonra birbirimize
mükemmellik değil,
dürüstlük verelim.
Belki en sağlam bağ
budur.

───

Eylül yine gelecek.
Çınar yine yaprak dökecek.
Yağmur yine
şehrin taşlarını yıkayacak.
Deniz yine
kıyıya ulaşacak.
Hayat yine
bizi kendi gerçekliğiyle sınayacak.
Ve belki bir gün
çok yorulacağız.
İşte o gün
sana yeniden bakmak istiyorum.
Çünkü aşkın gerçek ölçüsü
ilk heyecan değildir.
Heyecan geçtikten sonra
geriye ne kaldığıdır.
Eğer geriye
saygı kalıyorsa,
şefkat kalıyorsa,
merak kalıyorsa,
birbirinin özgürlüğüne
duyulan saygı kalıyorsa,
orada hâlâ aşk için
yaşayacak bir yer vardır.

───

Ve bir gün
bana “Beni neden seviyorsun?” diye sorarsan,
sana güzelliğini anlatmayacağım.
Çünkü güzellik değişir.
Gençlik değişir.
Şehirler değişir.
İnsanlar değişir.
Sana başka bir şey söyleyeceğim:
“Seni, hayatın bütün gerçekliğini gördüğüm hâlde
sevmeye devam edebildiğim için seviyorum.”
Çünkü aşk
gerçeklerden kaçmak değildir.
Gerçeklerin tam ortasında
birbirinin elini bırakmamaktır.
Ve belki sevmenin
en büyük biçimi budur:
Dünyayı olduğundan güzel
göstermeye çalışmadan,
dünyanın bütün ağırlığına rağmen
birbirimize güzel davranabilmek.
İşte seni böyle seviyorum.
Masalın içinde değil.
Hayatın içinde.
Yağmurun altında.
Eylülün sarısında.
Çınarın altında.
Denizin karşısında.
Bütün kusurlarımızla.
Bütün korkularımızla.
Ve bütün gerçekliğimizle.
Aşk

Ve bir gün
bana “Beni neden seviyorsun?” diye sorarsan,
sana güzelliğini anlatmayacağım.
Çünkü güzellik değişir.
Gençlik değişir.
Şehirler değişir.
İnsanlar değişir.
Sana başka bir şey söyleyeceğim:
“Seni, hayatın bütün gerçekliğini gördüğüm hâlde
sevmeye devam edebildiğim için seviyorum.”
Çünkü aşk
gerçeklerden kaçmak değildir.
Gerçeklerin tam ortasında
birbirinin elini bırakmamaktır.
Ve belki sevmenin
en büyük biçimi budur:
Dünyayı olduğundan güzel
göstermeye çalışmadan,
dünyanın bütün ağırlığına rağmen
birbirimize güzel davranabilmek.
İşte seni böyle seviyorum.
Masalın içinde değil.
Hayatın içinde.
Yağmurun altında.
Eylülün sarısında.
Çınarın altında.
Denizin karşısında.
Bütün kusurlarımızla.
Bütün korkularımızla.
Ve bütün gerçekliğimizle.
Aşk
ZAMANA KARŞI SENİ SEVMEK
Ey kalbimin en sessiz tarafında
adını söylemeden büyüttüğüm kadın,
zaman seni benden eksiltmeye çalışsa da
ben seni saatlerin hükmünden çıkarırım.
Çünkü bilirim;
zaman, sahip olduğu her şeyi yaşlandırır,
fakat gerçek sevgiye dokunduğunda
onu eksiltmek yerine derinleştirir.
Bir Eylül akşamıydı belki,
yağmur eski sokakların yüzünü yıkıyordu;
çınarın dallarında sarı bir düşünce,
denizin kıyısında uzaklığın kendisi vardı.
Ve ben seni düşündüm.
O an anladım ki
özlemek, uzaklığın ölçüsü değildir;
insanın içinde bir başkasına
ne kadar geniş bir yer açtığının adıdır.
Seni sevmek
sana sahip olmak değildi.
Seni sevmek,
gittiğinde kapıyı kilitlememek,
döndüğünde ise
neden geç kaldığını sormadan
kalbine yeniden yer açabilmekti.
Talih bizi ayırsa ne çıkar?
Talihin elinde yollar vardır,
bizim elimizde ise seçim.
Ben seni seçtim.
Bir kez değil;
her sabah yeniden,
her akşam biraz daha bilinçli,
her uzaklıkta biraz daha derinden.
Çünkü aşkın en büyük sınavı
kavuşmak değildir;
kavuştuğunda
karşındaki insanın özgürlüğünü
kendi mutluluğundan daha değerli görebilmektir.
Bir gün saçlarımızda sonbaharın rengi çoğalırsa,
ellerimiz bugünkü kadar güçlü tutamazsa birbirini,
aynı denizin kıyısında
bir çınarın gölgesinde yine oturursak,
sana şunu söyleyeceğim:
“Bak,
zaman bizden çok şey aldı;
ama birbirimizi alma gücünü
ona hiç vermedik.”
Ve belki o gün
Eylül yine yağmurunu yağdıracak,
deniz yine kıyıya kendi dilinde konuşacak,
çınar yine sessizce büyüyecek.
Biz ise
bunca yılın içinden geçip
birbirimize bakacağız.
O zaman anlayacağız:
Aşk, zamana rağmen birlikte kalmak değil;
zaman değiştirirken bile
birbirinin özünü incitmemektir.
Ve eğer dünya
bir gün bütün şiirlerini unutursa,
ben yine seni hatırlayacağım.
Çünkü bazı insanlar
hafızada yaşamaz;
insanın dünyaya bakışını değiştirir.
Sen benim dünyaya bakışımı değiştirdin.
Bu yüzden seni
yalnızca sevdiğim için değil,
beni daha iyi bir insana dönüştüren
o sessiz mucize olduğun için seviyorum.
Aşk

Eylül geldiğinde
şehir biraz daha susar,
deniz kendi içine çekilir,
çınarlar sarı yapraklarıyla
zamana mektuplar bırakır.
Ben o mektuplardan birini açtım;
içinden sen çıktın.
Anladım ki bazı karşılaşmalar
takvimin işi değildir.
İki insanın aynı gün doğması değil,
aynı anda birbirinin kaderine dokunmasıdır aşk.
Aşk

GÜN
Bir gün
bana “Beni neden seviyorsun?” diye sorarsan,
sana güzelliğini anlatmayacağım.
Çünkü güzellik değişir.
Gençlik değişir.
Şehirler değişir.
İnsanlar değişir.
Sana başka bir şey söyleyeceğim:
“Seni, hayatın bütün gerçekliğini gördüğüm hâlde
sevmeye devam edebildiğim için seviyorum.”
Çünkü aşk
gerçeklerden kaçmak değildir.
Gerçeklerin tam ortasında
birbirinin elini bırakmamaktır.

Aaaaaaaaaaaşk

Eylül yine gelecek.
Çınar yine yaprak dökecek.
Yağmur yine
şehrin taşlarını yıkayacak.
Deniz yine
kıyıya ulaşacak.
Hayat yine
bizi kendi gerçekliğiyle sınayacak.

Oooooooooyyy

Eylül yine gelecek.
Çınar yine yaprak dökecek.
Yağmur yine
şehrin taşlarını yıkayacak.
Deniz yine
kıyıya ulaşacak.
Hayat yine
bizi kendi gerçekliğiyle sınayacak.

Ve belki sevmenin
en büyük biçimi:
Dünyayı olduğundan güzel
göstermeye çalışmadan,
dünyanın bütün ağırlığına rağmen
birbirimize güzel davranabilmek.
İşte seni böyle seviyorum.
Masalın içinde değil.
Hayatın içinde.
Yağmurun altında.
Eylülün sarısında.
Çınarın altında.
Denizin karşısında.
Bütün kusurlarımızla.
Bütün korkularımızla.
Ve bütün gerçekliğimizle.

Aaaaaaaaaaaşk

Eylül yine gelecek.
Çınar yine yaprak dökecek.
Yağmur yine
şehrin taşlarını yıkayacak.
Deniz yine
kıyıya ulaşacak.
Hayat yine
bizi kendi gerçekliğiyle sınayacak.

Oooooooooyyy

Eylül yine gelecek.
Çınar yine yaprak dökecek.
Yağmur yine
şehrin taşlarını yıkayacak.
Deniz yine
kıyıya ulaşacak.
Hayat yine
bizi kendi gerçekliğiyle sınayacak.
Aşk

Sana söyleyemediğim cümleler
yıllar içinde eskimedi.
Aksine,
her Eylül biraz daha derinleştiler.
Çünkü gerçek duygular
söylenmeyince yok olmaz;
insanın içinde
kendi dilini bulur.
Aşk
EYLÜL’DE KALAN SEN
Eylül akşamıydı.
Ordu’nun kıyısında
deniz ağır ağır kararıyor,
çınarların sararmış yaprakları
ıslak taşlara birer birer düşüyordu.
Şehirde kimse
benim seni beklediğimi bilmiyordu.
Belki sen bile...
Oysa insanın en büyük bekleyişleri
çoğu zaman kimsenin bilmediği yerde başlar.
Bir bankta oturup
denize baktım uzun süre.
Her dalga kıyıya geldi,
bir şey söyleyecekmiş gibi durdu,
sonra geri çekildi.
Seni düşündüm.
Bazı insanlar vardır;
yanındayken hayatın bir parçasıdır,
uzaktayken hayatın anlamına dönüşür.
Sen benim için
işte böyle oldun.
Sana söyleyemediğim cümleler
yıllar içinde eskimedi.
Aksine,
her Eylül biraz daha derinleştiler.
Çünkü gerçek duygular
söylenmeyince yok olmaz;
insanın içinde
kendi dilini bulur.
Yağmur başladı.
Çınarın altında
bir yaprak avucuma düştü.
Onu uzun süre tuttum.
Sonra düşündüm:
Bir yaprak dalından ayrıldığında
ağaç eksilir mi?
Belki.
Ama bahar geldiğinde
yeniden yeşereceğini bilmek
ona sabretmeyi öğretir.
Ben de seni böyle sevdim.
Senden vazgeçmeden
seni kendime bağlamadan.
Bekleyerek
ama bekleyişimi sana yük etmeden.
Çünkü sevmenin
bir başka biçimi de budur:
Birinin gelmesini istemek
ama gelmediğinde
onun özgürlüğüne kızmamak.
O gece sokaklar ıslaktı.
Deniz, kıyıya
eski bir hikâyeyi tekrar tekrar anlatıyordu.
Ben ise ilk defa anladım:
Özlemek,
birinin yokluğuna alışamamak değildir.
Özlemek,
varlığını hâlâ
kalbinin en canlı yerinde taşıyabilmektir.
Ve sen...
Sen hâlâ oradasın.
Bir Eylül yağmurunda,
çınarın sarı yapraklarında,
Ordu’nun denize bakan yollarında,
akşamın ağırlaşan sessizliğinde...
Ama en çok da
benim kendime sorduğum
o cevapsız soruda:
“Bir insan,
hiç dokunmadan da
başka bir insanın hayatını
değiştirebilir mi?”
Cevabı sensin.
Çünkü seni sevdikten sonra
aynı insan olarak kalmadım.
Daha sabırlı oldum.
Daha suskun.
Daha anlayışlı.
Ve biraz daha cesur.
Artık biliyorum:
Aşk, her zaman kavuşmak değildir.
Bazen bir insanın
hayatına dokunup
ondan hiçbir şey istemeden
kalbinde iyi bir iz bırakmaktır.
Eylül bitecek.
Yağmur dinecek.
Çınarlar yeniden yeşerecek.
Deniz yine sabah ışığını taşıyacak.
Şehir,
bizim bilmediğimiz başka hikâyelere uyanacak.
Ama ben o kıyıdan her geçtiğimde
seni hatırlayacağım.
Ve belki bir gün
sen de aynı denize bakarsın.
O zaman bil ki
uzaklarda bir yerde
bir adam seni düşünüyordur.
Senden hiçbir şey istemeden.
Sadece şunu dileyerek:
Hayat sana iyi davransın.
Çünkü insan
gerçekten sevdiği kişiye
her zaman “benim ol” demez.
Bazen sadece:
“Mutlu ol.”
der.
Ve bunu söylerken
kalbinin en derin yerinde
kendi mutluluğundan da
bir parça vazgeçer.
Aşk

Bazı insanlar vardır;
yanındayken hayatın bir parçasıdır,
uzaktayken hayatın anlamına dönüşür.
Aşk

Bir şehrin eski taşlarına
bakarken öğrendim seni.
Her taşın üzerinde
başka bir zamanın izi vardı;
kim bilir kaç insan
aynı sokaktan geçti,
kaç kalp bir başkasını bekledi.
Benim hikâyem de
o eski hikâyelerin arasına karıştı.
Ne büyük sözler söyledim sana,
ne de kaderi değiştirecek
iddialar taşıdım içimde.
Sadece sevdim.
Sessizce.
Aşk

Eylül yine gelecek.
Çınarlar yine yaprak dökecek.
Deniz yine Ordu kıyılarına
aynı sabırla dokunacak.
Ve zaman,
hiçbir şey olmamış gibi
yoluna devam edecek.
Biz ise
onun içinden geçmiş iki insan olarak
birbirimize baktığımızda
şunu bileceğiz:
Geçmiş, geride bıraktığımız şeylerin adı değildir;
bizi bugün olduğumuz insana dönüştüren
sessiz bir arşivdir.
Benim o arşivimde
en güzel kayıt sensin.
Aşk

Gece yarısından sonra
şehirlerin başka bir yüzü olur.
Sokak lambaları
biraz daha yalnız yanar,
pencereler susar,
deniz karanlığın içinde
kimsenin bilmediği bir şey anlatır.
Ben o saatlerde seni düşünürüm.
Çünkü insanın kendisinden kaçamadığı
en uzun koridor
gecedir.
Ve benim bütün kapılarım
sana çıkar.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 16.09.2026 12:51:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!