Aşk Eylül 4 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7510

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 4

Yıldızların Yemini
Ey sevgili,
Gece, siyah pelerinini göğün omuzlarına sererken
Bir yıldız, adını sessizce ışığa çevirdi.
Ben o an anladım;
Bazı aşklar gökten düşmez,
Göğe anlam verir.
Ne güller övünsün yanağındaki baharla,
Ne de şafak sabahın ilk ışığıyla.
Çünkü sen gülümsediğinde,
Gün yalnız başlamaz;
Zaman da yeniden doğmayı öğrenir.
Eğer kader,
Yollarımıza dikenler sererse,
Bırak ayaklarımız incinsin,
Yeter ki kalplerimiz
Birbirinden şüphe etmesin.
Krallar taçlarını kaybeder,
Kaleler taş taş yıkılır,
Denizler kıyılarını değiştirir.
Ama sadakatle sevilen bir yürek,
Çağların bile aşındıramadığı
Bir anıt gibi ayakta kalır.
Ben seni,
Gözlerinin güzelliği için değil,
Fırtınalar içinde bile
Merhametini koruyan kalbin için sevdim.
Çünkü güzellik,
Mevsimlerle konuşur;
İyilik ise,
Sonsuzlukla.
Bir gün,
Gökyüzündeki son yıldız da sönse,
Rüzgâr bütün isimleri unutsa,
Ben yine seni
İlk duamın saflığıyla anacağım.
Ve zaman,
Ömrümün bütün sayfalarını kapattığında,
Son satırda yalnız şu yazacak:
"Aşk, ölümsüzlüğü arayan insanın değil;
Sevdiğine her gün yeniden sadık kalabilen kalbin eseridir."
Aşk

Bir rüzgâr geçti bahçeden,
Güller eğildi onun ardından.
Sandım ki sen yürüyorsun;
Meğer özlem,
Her sesi sevdiğinin ayak izi sanırmış.
Aşk

Gecenin Mavi Mektubu
Akşam, göğün ince perdesini usulca kapattığında,
İlk yıldız senin adını fısıldadı karanlığa.
Ben sustum;
Çünkü bazı sevgiler,
Söylenince değil,
Bekleyince güzelleşir.
Bir rüzgâr geçti bahçeden,
Güller eğildi onun ardından.
Sandım ki sen yürüyorsun;
Meğer özlem,
Her sesi sevdiğinin ayak izi sanırmış.
Ay, sessiz bir kandil gibi
Geceyi avuçlarında taşırken,
Kalbim sana doğru
İnce bir nehir oldu.
Ne önüme set kurabildim,
Ne de akışımı durdurabildim.
Seni sevmek,
Bir masalın kahramanı olmak değildi.
Bir ağacın,
Her bahar yeniden yeşermesi kadar
Doğal ve sabırlı bir mucizeydi.
Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.
Ve gün gelir de
Saçlarımızı zamanın karı örterse,
Yine de gözlerine baktığımda
İlkbaharın ilk sabahını göreceğim.
Çünkü gerçek aşk,
Ne mevsimlerden korkar,
Ne yıllardan.
O, bir kalbin içinde
Her gün yeniden açan
Sessiz bir güldür.
Aşk

Ne kendime sığabildim,
Ne sana yetişebildim.
Seni sevmek,
Bir masalın içinde kaybolmak değil;
Bir hakikatin önünde
Diz çökmekti.
Aşk

Kalbim mi?
Artık çınarlara,
göğe çarpıp geri düşen inatçı bir çığlık.
Aşk

Akşam indiğinde gökyüzü ağır bir ipek gibi serilirken,
ben içime çekiliyorum,
sen ufkun ötesinde parlayan dingin bir ışık gibi kalıyorsun.
Aşk

Yokluğunu eksiklik değil,
dinginlik gibi öğrendim.
Aşk

Ay…
göğün solgun yüzünde usulca yanan bir huzur,
ben de varlığınla sadeleşen bir yolcuyum.
Kalbim mi?
Artık taşkın bir nehir değil,
küçük sevinçleri biriktiren sakin bir kaynak,
kendine yetmeyi öğrenmiş bir sessizlik.
Aşk

Ne kendime yetişme telaşı kaldı,
ne sana varma aceleci arzusu,
sadece “şimdi”nin hafifliği.
Aşk

Seni sevmek,
büyük masallar kurmak değil,
hayatın ortasında
bir fincan suyun bile değerini bilmekti.

Eğer kader araya mesafe koyarsa,
boşver; gök yine aynı gök.
Ayrılık dediğin de
zihnin abarttığı bir dalgalanma,
sakinleşince kaybolan bir düşünce.
Aşk

Aşk…
ne korkudan beslenir,
ne de ölümle büyür.
O,
kalbin en derininde
sükûnetle açık kalan bir kapıdır.
Aşk

Akşam çöküyor şehre,
kurşun gibi ağır değil artık,
ipek gibi de değil
sanki yorgun bir aşk,
bir çınara omzunu bırakır gibi.

Ben içime çekiliyorum,
sen
ufkun ötesinde
bir ışık gibi duruyorsun,
ne söndürülüyor
ne de yakalanıyor.
Aşk

Sanıyordum ki uzaktasın,
meğer dünya
senin yanında yavaşlamayı öğreniyormuş.
Aşk

Avludan bir rüzgâr geçiyor,
zamanın telaşı gevşiyor kemiklerimde,
güller bile acele etmiyor açmaya.
Ben de öğreniyorum:
yokluğun bir eksiklik değil,
uzayan bir sabırdır.
Aşk

Kimin için yaşıyorum?
Kendimi kaybetttim mi?
Emeğinin, zamanının ve hayallerinin senden uzaklaşması
Kendi benliğime yabancılaştım.
Aşk

Ne yetişme telaşı kaldı bende,
ne sana varma aceleciliği,
sadece “şimdi”nin
çıplak ve gerçek hafifliği.
Aşk

Kalbim artık
taşan bir nehir değil,
küçük sevinçleri biriktiren
bir emekçi çeşmesi,
kendi kendine yetmeyi öğrenmiş.
Aşk

Aşk…
ne korkudan beslenir
ne ölümle büyür.
O,
kalbin en derininde
kapısı hep açık kalan
bir barış odasıdır.
Aşk

Sakinliğin Mavi Mektubu
Akşam çöküyor şehre,
kurşun gibi ağır değil artık,
ipek gibi değil de
sanki yorgun bir işçi omzunu bırakır gibi.
Ben içime çekiliyorum,
sen
ufkun ötesinde
bir ışık gibi duruyorsun,
ne söndürülüyor
ne de yakalanıyor.
İlk yıldız düştüğünde dilimin ucuna
adını koyuyorum,
sonra susuyorum.
Çünkü biliyorum:
bazı sevgiler konuşunca küçülür,
susunca büyür insanın içinde.
Avludan bir rüzgâr geçiyor,
zamanın telaşı gevşiyor kemiklerimde,
güller bile
bir işçi gibi acele etmiyor açmaya.
Ben de öğreniyorum:
yokluğun bir eksiklik değil,
uzayan bir sabırdır.
Sanıyordum ki uzaktasın,
meğer dünya
senin yanında yavaşlamayı öğreniyormuş.
Ay,
göğün solgun yüzünde
bir işçi lambası gibi yanıyor usulca,
ben de
varlığınla sadeleşen bir insanım,
fazlalıklarımı kapının önüne bırakmışım.
Kalbim artık
taşan bir nehir değil,
küçük sevinçleri biriktiren
bir emekçi çeşmesi,
kendi kendine yetmeyi öğrenmiş.
Ne yetişme telaşı kaldı bende,
ne sana varma aceleciliği,
sadece “şimdi”nin
çıplak ve gerçek hafifliği.
Seni sevmek
büyük masallar kurmak değil,
hayatın ortasında
bir bardak suyun değerini bilmek,
ekmeği bölüşür gibi
sükûneti bölüşmektir.
Eğer kader araya mesafe koyarsa,
boşver.
Gökyüzü aynı gökyüzü,
yeryüzü aynı yeryüzü.
Ayrılık dediğin
zihnin büyüttüğü bir dalga,
insan durulunca çekilen bir su.
Ve gün gelir de
zaman saçlarımızı
sessiz bir nehre çevirirse,
ben yine bakarım gözlerine,
çünkü orada
hiç eksilmeyen bir sükûnetin
işçi gibi çalışan ışığı vardır.
Aşk…
ne korkudan beslenir
ne ölümle büyür.
O,
kalbin en derininde
kapısı hep açık kalan
bir barış odasıdır.
Aşk

Gün gelir de
zaman düşüncelerimizi
sessiz bir nehre çevirirse,
ben yine bakarım gözlerine,
çünkü orada
hiç eksilmeyen bir sükûnetin
sonsuzluğa açılan ışığı vardır.
Aşk

Seni sevmek,
Kaderi değiştirmek değildi.
Kaderin bana verdiği günü,
Daha doğru yaşamayı öğrenmekti.
Aşk

İnsan,
Sevdiği kişiyi sahiplenemez.
Çünkü hiçbir öz,
Bir başkasının mülkü değildir.
Ancak ona,
İyilikle yaklaşmayı seçebilir.
İşte ben,
Her sabah
Bu seçimi yeniden yapıyorum.
Aşk

Sen yanımda olduğunda da,
Uzakta olduğunda da
Sevgim aynı kalıyor.
Çünkü mesafeyi büyüten,
Yollar değil;
Hükmünü kaybetmeyen arzudur.
Aşk

Bir çınar ağacı,
Rüzgârı suçlamaz.
Köklerini derinleştirir.
Ben de özlemi
Şikâyete çevirmek yerine,
Sabra dönüştürmeyi öğrendim.
Aşk

Biliyorum,
Güzellik solar,
Gençlik geçer,
Mevsimler birbirini tüketir.
Ama erdemle sevilen bir kalp,
Zamanın dokunamadığı
Bir kaynak gibi akar.
Aşk

Bir gün
Sessizlik aramıza oturursa,
Onu düşman bilmeyelim.
Çünkü en olgun sevgiler,
Konuşmadan da
Birbirini anlayabilenlerdir.
Ve eğer bana
"Aşk nedir?" diye sorarsan,
Şöyle derim:
Bir insanın yanında
Kendinden daha iyi biri olmaya çalışıyorsan,
Kalbin doğru yolu bulmuştur.
Aşk

Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.
Aşk

Kalbin Hükümdarlığı
Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.
İnsan,
Bir ülkeyi yönetmeden önce
Kendi korkularını yönetmeyi öğrenmeli.
Ben seni severken
En büyük savaşımı
Dünyayla değil,
Kendimle verdim.
Çünkü aşk,
Zayıflık değildir.
Yalnızca,
Gücün merhametle sınandığı
En sessiz meydandır.
Kader,
Rüzgâr gibi yön değiştirir.
Bugün yaklaştırır,
Yarın uzaklaştırır.
Ama karakter,
Kök salmış bir servi gibidir;
Fırtınaya eğilir,
Kendinden vazgeçmez.
Sana zincir uzatmadım.
Kapı açtım.
Çünkü zorla kalan,
Hiç gelmemiş sayılır.
Özgürce dönen bir adım ise,
Bin yeminden daha gerçektir.
Bir hükümdar,
Topraklarını koruyabilir.
Ama bir kalbi,
Ancak doğruluk ve cesaret kazanır.
İşte bu yüzden,
Seni elde etmeye değil,
Sana layık olmaya çalıştım.
Ve anladım ki,
Aşk,
Birini yönetme sanatı değil;
İki özgür özün,
Birbirinin ışığını söndürmeden
Aynı gökyüzünde yürüyebilme
Bilgeliğidir.
Aşk

İçimdeki Sessiz Bahçe
Seni sevmek,
Kaderi değiştirmek değildi.
Kaderin bana verdiği günü,
Daha doğru yaşamayı öğrenmekti.
İnsan,
Sevdiği kişiyi sahiplenemez.
Çünkü hiçbir ruh,
Bir başkasının mülkü değildir.
Ancak ona,
İyilikle yaklaşmayı seçebilir.
İşte ben,
Her sabah
Bu seçimi yeniden yapıyorum.
Sen yanımda olduğunda da,
Uzakta olduğunda da
Sevgim aynı kalıyor.
Çünkü mesafeyi büyüten,
Yollar değil;
Hükmünü kaybetmeyen arzudur.
Bir zeytin ağacı,
Rüzgârı suçlamaz.
Köklerini derinleştirir.
Ben de özlemi
Şikâyete çevirmek yerine,
Sabra dönüştürmeyi öğrendim.
Biliyorum,
Güzellik solar,
Gençlik geçer,
Mevsimler birbirini tüketir.
Ama erdemle sevilen bir kalp,
Zamanın dokunamadığı
Bir kaynak gibi akar.
Bir gün
Sessizlik aramıza oturursa,
Onu düşman bilmeyelim.
Çünkü en olgun sevgiler,
Konuşmadan da
Birbirini anlayabilenlerdir.
Ve eğer bana
"Aşk nedir?" diye sorarsan,
Şöyle derim:
Bir insanın yanında
Kendinden daha iyi biri olmaya çalışıyorsan,
Kalbin doğru yolu bulmuştur.
Aşk

Ben seni severken
En büyük savaşımı
Dünyayla değil,
Kendimle verdim.
Çünkü aşk,
Zayıflık değildir.
Yalnızca,
Gücün merhametle sınandığı
En sessiz meydandır.
Aşk

Kader,
Rüzgâr gibi yön değiştirir.
Bugün yaklaştırır,
Yarın uzaklaştırır.
Ama karakter,
Kök salmış bir çınar gibidir;
Fırtınaya eğilir,
Kendinden vazgeçmez.
Aşk

Sana zincir uzatmadım.
Kapı açtım.
Çünkü zorla kalan,
Hiç gelmemiş sayılır.
Özgürce dönen bir adım ise,
Bin yeminden daha gerçektir.
Aşk

Bir hükümdar,
Topraklarını koruyabilir.
Ama bir kalbi,
Ancak doğruluk ve cesaret kazanır.
İşte bu yüzden,
Seni elde etmeye değil,
Sana layık olmaya çalıştım.
Ve anladım ki,
Aşk,
Birini yönetme sanatı değil;
İki özgür özün,
Birbirinin ışığını söndürmeden
Aynı gökyüzünde yürüyebilme
Bilgeliğidir.
Aşk

Zamanın Kıyısında
İnsan,
Saatlere baktığını sanıyor.
Oysa saatler,
İçimizde eksilen sessizliği ölçüyor.
Senin adın,
Takvimlerin yazamadığı
Bir mevsim gibi kaldı bende.
Ne geldi,
Ne gitti.
Yalnızca derinleşti.
Bir pencereye düşen akşam ışığı,
Eski bir kitabın arasından
Yıllar önce unutulmuş
Bir yaprağı uyandırdı.
Ben de seni
Böyle hatırlıyorum:
Unutulmadığın için değil,
Hatırlamanın beni değiştirdiği için.
Deniz,
Kıyıya her gelişinde
Aynı su değildir.
İnsan da
Aynı sevgiyle
İkinci kez sevmez.
Çünkü her aşk,
Kalbin dilini
Biraz daha başka bir dile çevirir.
Uzaklık,
Haritaların sorunu değildir.
Bazen iki nefes,
Aynı odada
Bir ömür kadar uzak durabilir.
Bazen de
İki ayrı gökyüzü,
Tek bir bakışta birleşir.
Sana söyleyecek çok sözüm vardı.
Sonra anladım:
Dil,
Sevginin tamamını taşıyamayan
Güzel bir eksikliktir.
Ve belki de
Aşkın en doğru tanımı,
Bir insanın yokluğunu
İçinde büyüyen bir ışık gibi
Taşıyabilmesidir.
Aşk

Ne kaderden medet umdum,
Ne tesadüflerden.
Bir ağacın,
Köklerini derine salması gibi,
Sevginin de
Güvenle büyüdüğüne inandım.
Aşk

Sana zincir uzatmadım.
Kapı açtım.
Çünkü zorla kalan,
Hiç gelmemiş sayılır.
Özgürce dönen bir adım ise,
Bin yeminden daha gerçektir.

Bir Bakışın
Aaaaaaaaaaaşk
Akşam çöküyor şehre,
kurşun gibi ağır değil artık,
ipek gibi de değil
sanki yorgun bir aşk,
bir çınara omzunu bırakır gibi.

Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.

Oooooooooyyy

Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.

Aaaaaaaaaaaşk

Ben içime çekiliyorum,
sen
ufkun ötesinde
bir ışık gibi duruyorsun,
ne söndürülüyor
ne de yakalanıyor.

Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.

Oooooooooyyy

Tahtlar gördüm,
Altından yapılmışlardı.
Bir bakış gördüm,
Hepsinden ağırdı.
Aşk

"İyi ki seni beklemişim."
Çünkü bazı insanlar,
Hayata sonradan gelmez.
Onlar,
Hayatın gerçek başlangıcıdır.
Aşk

Sen,
Bir cevap değildin.
Doğru soruydun.
Ve ben,
Yıllarca yanlış kapıları çalmış
Bir yolcu gibi,
Sessizce kendime döndüm.
Aşk

Geceleri gördüğüm düşlerde
Bir nehir akıyordu.
Suyu senden değildi,
Ama denize ulaşmak için
Senin adını biliyordu.
Aşk

Bir kuş,
Kanadının gölgesini inkâr etmez.
Bir çınar,
Köklerini toprağın karanlığından utanarak büyütemez.
Kalp de öyledir.
En derin sevgiler,
En derin sessizliklerden doğar.
Aşk

Kalbim,
Tek odalı bir ev sanıyordum.
Meğer
Kapıları birbirine açılan
Sayısız odası varmış.
Sen,
Hiçbirini zorlamadan girdin.
Hiçbirini sahiplenmeden
Işık bıraktın.
Aşk

Sevgi,
Hatırlamanın değil,
Anlamaya çalışmanın adıdır.
Bu yüzden
Sana baktığımda
Yüzünü değil,
Bende uyandırdığın
Sessiz insanı görüyorum.
Aşk

Gerçek dediğimiz şey,
Belki de
İki kişinin aynı anı
Farklı biçimde hatırlamasıdır.
Ama sevgi,
Hatırlamanın değil,
Anlamaya çalışmanın adıdır.
Aşk

Aşk,
Tek bir kimliğe sığmayacak kadar geniş;
Tek bir ömre sığmayacak kadar
Derin bir aynadır.
Aşk

Yüzümdeki Sen
Bana,
"Sen kimsin?" diye sordular.
Adımı söyledim.
İnanmadılar.
Çünkü insan,
Adından daha kalabalıktır.
Seni sevdiğim günden beri,
Aynada gördüğüm yüz
Her sabah biraz değişiyor.
Biri beklemeyi biliyor,
Biri susmayı,
Biri de yalnız sana gülümsemeyi.
Hangisi benim,
Hangisi senden kalan,
Artık ayıramıyorum.
Belki de aşk,
İki insanın birbirine benzemesi değil,
Birbirinin içinde
Yeni bir yüz bulmasıdır.
Kalbim,
Tek odalı bir ev sanıyordum.
Meğer
Kapıları birbirine açılan
Sayısız odası varmış.
Sen,
Hiçbirini zorlamadan girdin.
Hiçbirini sahiplenmeden
Işık bıraktın.
Gerçek dediğimiz şey,
Belki de
İki kişinin aynı anı
Farklı biçimde hatırlamasıdır.
Ama sevgi,
Hatırlamanın değil,
Anlamaya çalışmanın adıdır.
Bu yüzden
Sana baktığımda
Yüzünü değil,
Bende uyandırdığın
Sessiz insanı görüyorum.
Ve biliyorum:
Aşk,
Tek bir kimliğe sığmayacak kadar geniş;
Tek bir ömre sığmayacak kadar
Derin bir aynadır.
Aşk

Yüzümdeki Sen
Bana,
"Sen kimsin?" diye sordular.
Adımı söyledim.
İnanmadılar.
Çünkü insan,
Adından daha kalabalıktır.
Seni sevdiğim günden beri,
Aynada gördüğüm yüz
Her sabah biraz değişiyor.
Biri beklemeyi biliyor,
Biri susmayı,
Biri de yalnız sana gülümsemeyi.
Hangisi benim,
Hangisi senden kalan,
Artık ayıramıyorum.
Aşk

Bir serçe,
çatının kenarında
dünyaya yeniden inanıyordu.
Ben de
gözlerine.
Çünkü bazı bakışlar,
yalnız insanı değil,
zamanı da iyileştirir.
Aşk

Bazı bakışlar,
yalnız insanı değil,
zamanı da iyileştirir.
Aşk

Sabah erken uyandı bahçe.
Çiğ taneleri,
Güllerin avuçlarında
Küçük sevinçler gibi parlıyordu.
Ben seni düşündüm.
Ne büyük bir özlemle,
Ne de taşan bir hüzünle.
İnsanın evine döner gibi,
Kalbine dönmesi kadar
Sakin bir sevgiyle.
Aşk

Bir Ömrün Sessiz Baharı
Sabah erken uyandı bahçe.
Çiğ taneleri,
Güllerin avuçlarında
Küçük sevinçler gibi parlıyordu.
Ben seni düşündüm.
Ne büyük bir özlemle,
Ne de taşan bir hüzünle.
İnsanın evine döner gibi,
Kalbine dönmesi kadar
Sakin bir sevgiyle.
Bir serçe,
Pencereme kondu.
Sonra hiçbir şey istemeden
Göğe karıştı.
O an anladım;
Gerçek sevgi,
Tutmak değil,
Güvenerek uğurlayabilmektir.
Çınarın gölgesi
İkindi boyunca
Yavaş yavaş yer değiştirdi.
Zaman,
Kimseyi beklemeyen
Sessiz bir nehir gibi aktı.
Ama kalbimde
Sana ayrılan yer,
Ne eksildi
Ne de eskidi.
Bir gün
Saçlarımızın arasına
Kışın beyazı düşecek.
Yollar uzayacak,
Akşamlar biraz daha erken gelecek.
Yine de
Aynı gökyüzüne bakıp
Birbirimize gülümseyebilirsek,
Ömür
Bize en güzel armağanını vermiş olacak.
Çünkü aşk,
Zamana meydan okumak değildir.
Zaman geçerken bile
Bir insanı,
İlk günkü incelikle
Sevebilmektir.
Aşk

Gecenin Mavi Mektubu
Akşam, göğün ince perdesini usulca kapattığında,
İlk yıldız senin adını fısıldadı karanlığa.
Ben sustum;
Çünkü bazı sevgiler,
Söylenince değil,
Bekleyince güzelleşir.

Aaaaaaaaaaşk

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.

Oooooooooyyy

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.

Bir rüzgâr geçti bahçeden,
Güller eğildi onun ardından.
Sandım ki sen yürüyorsun;
Meğer özlem,
Her sesi sevdiğinin ayak izi sanırmış.
Ay, sessiz bir kandil gibi
Geceyi avuçlarında taşırken,
Kalbim sana doğru
İnce bir nehir oldu.

Aaaaaaaaaaşk

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.

Oooooooooyyy

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.

Ve gün gelir de
Saçlarımızı zamanın karı örterse,
Yine de gözlerine baktığımda
İlkbaharın ilk sabahını göreceğim.
Çünkü gerçek aşk,
Ne mevsimlerden korkar,
Ne yıllardan.
O, bir kalbin içinde
Her gün yeniden açan
Sessiz bir güldür.

Aaaaaaaaaaşk

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.

Oooooooooyyy

Eğer kader,
Yollarımıza uzak şehirler koyarsa,
Bil ki gökyüzü ayrılmaz.
Aynı yıldız,
İki ayrı gecenin de
Umudu olabilir.
Aşk

Bazı mevsimler
insanın zihninde açılan
eski bir kapı gibidir.
Eylül,
benim için artık takvimdeki bir ay değil,
adının zamana sinmiş hali gibi.
Aşk

İnsan neden
kaybettiği şeyleri
kazandıklarından daha ayrıntılı hatırlar?
Belki çünkü mutluluk
yaşanırken bütündür.
Özlem ise
parçalara ayrılır.
Bir ses.
Bir bakış.
Bir akşam.
Bir cümle.
Bir elin sıcaklığı.
Birlikte susulan birkaç dakika...
Sonra bütün bunlar
hafızanın görünmez raflarında
birbirinden bağımsız yaşamaya başlar.
Ve insan
bir gün hiç beklemediği anda
bir kokuyla,
bir yağmurla,
bir yaprağın hışırtısıyla
o raflardan birini açar.
Benim rafımda sen varsın.
Aşk

Seni özlüyorum.
Ama artık
özlemimi sana bir yük gibi taşımıyorum.
Onu doğanın bir parçası kabul ediyorum.
Yağmur gibi.
Rüzgâr gibi.
Yaprak gibi.
Geliyor.
Beni değiştiriyor.
Sonra geçiyor.
Fakat ardında
dünyaya bakışımı değiştiren
bir serinlik bırakıyor.
Ve anlıyorum:
Bazı insanlar hayatımızdan gitmez.
Sadece biçim değiştirirler.
Aşk
Aşkın Çıplak Hakikati
Seni sevmeden önce
aşk hakkında çok şey bildiğimi sanıyordum.
Kitaplar okumuştum,
insanların birbirlerine söyledikleri
güzel cümleleri ezberlemiştim,
ayrılığın nasıl acıttığını
başkalarının yüzlerinden öğrenmiştim.
Sonra sen geldin.
Ve bütün teorilerim
bir insanın gözlerinde
birdenbire anlamını kaybetti.
Çünkü aşk,
hakkında konuşulabilecek bir fikir değilmiş.
İnsanın içine girip
bütün eski düşüncelerini
yerinden oynatan
bir sarsıntıymış.
Seninle bunu öğrendim:
İnsan bazen
bir başkasına âşık olmaz.
Kendi içinde yıllardır
uyuyan bir ihtimale âşık olur.
Sen o ihtimaldin.
Benim daha cesur,
daha çıplak,
daha dürüst bir hayat yaşayabileceğime
dair kanıtımdın.
Senin yanında
kendimi saklamanın anlamsızlığını gördüm.
Çünkü aşkın karşısında
insanın bütün maskeleri
ucuz birer dekor gibi kalıyor.
Ne kadar entelektüel olursak olalım,
ne kadar çok şey bilirsek bilelim,
kalbin önünde
hep aynı cahil insanız.
Bir bakışın ne anlama geldiğini
hesaplayamıyoruz.
Bir suskunluğun
hangi yaraya dokunduğunu
bilemiyoruz.
Ve bir insanın
neden bütün dünyadan daha önemli hâle geldiğini
mantığa açıklayamıyoruz.
Belki aşkın zekâsı burada:
Bize bilmediğimizi
itiraf ettirmesinde.
Seni düşündüğüm gecelerde
kendimi de düşündüm.
Aşkın tuhaf bir matematiği var:
İki insan birbirine yaklaştıkça
insanın kendi içindeki
bilinmeyenler çoğalıyor.
Sen beni sana değil,
kendime götürdün.
Ve bu yüzden
seni yalnızca bir sevgili olarak değil,
hayatımın düşünsel kırılma noktalarından biri olarak
hatırlıyorum.
Çünkü senden sonra
özgürlük başka göründü gözüme.
Özgürlük,
kimseye ihtiyaç duymamak değilmiş.
Birini sevebildiğin hâlde
onu kendinin mülkü hâline getirmemekmiş.
Bir insanın elini tutup
onun sana ait olmadığını
aynı anda bilebilmekmiş.
İşte aşkın paradoksu:
Yakınlık ister,
ama sahiplenilmekten kaçar.
Bizi birbirimize bağlar
ve aynı anda
birbirimizin sınırlarına saygı duymayı öğretir.
Sen benim değilsin.
Bu cümle
ilk başta bir ayrılık gibi geliyor.
Oysa içinde
olağanüstü bir özgürlük var.
Çünkü seni kendime ait saymadığım anda
seni ilk kez gerçekten sevebiliyorum.
Artık seni
hayatımın eksik parçası olarak görmüyorum.
Sen eksik değilsin.
Ben de değilim.
İki tamamlanmamış insanın
birbirini tamamlamaya çalışması değil aşk.
Belki aşk,
İki ayrı bütünün
birbirinin bütünlüğünü bozmadan
aynı hayatın içinde
birbirine dokunabilmesidir.
Ve yine de...
Seni özlüyorum.
Bunu entelektüel bir cümleyle
örtbas etmeye niyetim yok.
Özlüyorum.
İnsan bazen
en büyük hakikatini
en basit kelimeyle söylemek zorunda.
Seni özlüyorum.
Bir kitabın ortasında,
kalabalığın içinde,
gecenin sessizliğinde,
hiç beklemediğim bir şarkının
ilk birkaç notasından sonra...
Birdenbire.
Çünkü insanın hafızası
mantıklı çalışmıyor.
Kalp,
geçmişi kronolojik olarak saklamıyor.
Bir anı seçiyor
ve onu bugünün içine bırakıyor.
Sonra sen
birkaç saniyeliğine
yeniden karşıma çıkıyorsun.
İşte o zaman anlıyorum:
Bazı insanlar
hayatımızdan çıkabilir.
Fakat içimizde yarattıkları
insan kolay kolay çıkmaz.
Sen gittikten sonra
bende başka biri kaldı.
Seni seven kişi değil yalnızca;
Sevebilme kapasitesini
ilk kez fark eden kişi.
Belki aşkın gerçek mucizesi budur.
Bizi sevdiğimiz kişiye değil,
sevebilen hâlimize dönüştürmesi.
Bu yüzden senden
yalnızca bir hatıra kalmadı.
Bir bakış biçimi kaldı.
Dünyaya biraz daha dikkatli,
insana biraz daha merhametli,
özgürlüğe biraz daha sadık
bakıyorum artık.
Ve hâlâ seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.
Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Çünkü insan sevdiği kişiyi
kendisine bağladığında
onu küçültür.
Oysa gerçek aşk
bir insanın içindeki bütün dünyayı
olduğu gibi görüp
ona şöyle diyebilmektir:
Gitmek istiyorsan git.
Kalmak istiyorsan kal.
Ben seni
özgürlüğünden vazgeçtiğin için değil,
özgürlüğün içinde
beni seçtiğin için seveceğim.
Ve eğer bir gün
yollarımız yeniden kesişirse,
sana geçmişi anlatmayacağım.
Sadece bakacağım.
Çünkü bazı karşılaşmalar
kelimelerden daha eskidir.
Ve belki o anda
ikimiz de anlayacağız:
Aşk, iki insanın birbirini bulması değil;
birbirini bulduktan sonra
kendilerini kaybetmemeyi öğrenmesidir.
Aşk

ÖZLEM
Özlüyorum.
İnsan bazen
en büyük gerçeğini
en basit kelimeyle söylemek zorunda.
Seni özlüyorum.
Bir kitabın ortasında,
kalabalığın içinde,
gecenin sessizliğinde,
hiç beklemediğim bir şarkının
ilk birkaç notasından sonra...
Birdenbire.
Kalp,
Bir anı seçiyor
ve onu bugünün içine bırakıyor.
O zaman anlıyorum:
Bazı insanların içimizde yarattıkları,
hayatımızdan çıkmaz.

Aaaaaaaaaaaşk

Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.

Ooooooooooyyyy

Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.

Eğer bir gün
yollarımız yeniden kesişirse,
sana geçmişi anlatmayacağım.
Sadece bakacağım.
Çünkü bazı karşılaşmalar
kelimelerden daha eskidir.
Ve belki o anda
ikimiz de anlayacağız:
Aşk, iki insanın birbirini bulması;
bulduktan sonra
bir daha kaybetmemeyi öğrenmesidir.

Aaaaaaaaaaaşk

Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.

Ooooooooooyyyy

Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.
Aşk

Sen gittin.
Fakat gidişin
bir boşluk yaratmadı yalnızca;
içimde yıllardır fark etmediğim
bir oda açtı.
Orada hâlâ sen vardın.
Bir sandalyede oturuyor,
pencereden sararan yapraklara bakıyor
ve hiçbir şey söylemiyordun.
Aşk

İnsan ne kadar düşünürse düşünsün
sonunda birine bakıp
“İşte sen.”
diyebiliyor.
Aşk
Aşkın Özgürlük Bildirgesi
Seni sevmek
başlangıçta basit görünmüştü.
Bir insanı seversin,
yanında kalmasını istersin,
sesini duyarsın,
elini tutarsın
ve dünya bir süreliğine
daha anlaşılır olur.
Sonra aşkın içine
daha dikkatli bakınca
orada başka bir şey gördüm:
İktidar.
Çünkü insan sevdiği kişiyi
kaybetmekten korktuğu anda
onu özgür bırakmakla
onu yanında tutmak arasında
sessiz bir savaşa giriyor.
Ve çoğu insan
bu savaşı aşk adına kaybediyor.
“Ben seni seviyorum” diyor.
Fakat cümlenin görünmeyen devamı şu:
“Öyleyse bana ait ol.”
İşte aşkın en büyük yalanı
burada başlıyor.
Sevgi adına
sahiplik kuruluyor.
Sadakat adına
özgürlük daraltılıyor.
Kıskançlık
duygunun kanıtı sayılıyor.
Ve sonunda
bir insanın diğerine duyduğu sevgi
onun üzerinde kurduğu
küçük bir iktidara dönüşüyor.
Ben bunu istemiyorum.
Seni seviyorum.
Bu yüzden
sana hükmetmek istemiyorum.
Çünkü seni kendime ait ilan ettiğim anda
seni sevdiğim kişiden
kendi korkularımın nesnesine dönüştürmüş olurum.
Oysa sen
bir nesne değilsin.
Bir cevap değilsin.
Benim eksiklerimi kapatmak için
hayata gönderilmiş
bir teselli de değilsin.
Sen
kendi iradesi,
kendi geçmişi,
kendi çelişkileri
ve kendi özgürlüğü olan
bir insansın.
Bunu kabul etmek
aşkın en zor ahlâkıdır.
Çünkü insan
sevdiği kişinin özgürlüğünü
kendi yalnızlığından
daha değerli görebildiği gün
sevmeyi öğrenmeye başlar.
Bana “beni seviyor musun?” diye sorsan
cevabım basit:
Evet.
Ama sonra
başka bir soru sormanı isterim:
“Beni değiştirmeden sevebilir misin?”
İşte asıl mesele burada.
Çünkü insan
sevdiğini değiştirmeye başladığında
onun hakikatini değil,
kendi rahatını korumaya başlar.
Senin susuşuna
kendi anlamımı yüklemek istemiyorum.
Gidişine
ihanet demek istemiyorum.
Kalışını
sadakat belgesi saymak istemiyorum.
Sana ait olmayan hiçbir anlamı
senin üzerine geçirmek istemiyorum.
Çünkü dil bile
bazen iktidardır.
“Benim” dediğimiz anda
bir insanı küçücük bir kelimenin içine
hapsedebiliriz.
Ben sana
“benimsin” demek yerine
şunu söylemek istiyorum:
“Sen sensin.
Ve seni tam da bu yüzden seviyorum.”
Belki aşk
iki insanın birbirini ele geçirmesi değildir.
Belki aşk,
iki özgür insanın
birbirinin özgürlüğünü
tehdit olarak görmemesidir.
Bu yüzden
sana bir kafes vermeyeceğim.
Altın olsa bile.
Çünkü kafesin değeri
içindeki kuşu özgür yapmaz.
İnsan bazen
sevdiği kişiye
çok güzel bir hapishane kurar.
Adını “gelecek” koyar.
Kurallarını “sadakat”.
Duvarlarını “kıskançlık”.
Anahtarını da
“aşk” diye saklar.
Ben böyle bir aşk istemiyorum.
Benim istediğim
senin yanımda
kendin olarak kalabilmen.
Benim de
senin yanında
kendim olarak kalabilmem.
Çünkü sevginin en büyük sınavı
aynılaşmak değil,
farklı kalabildiğimiz hâlde
birbirimizi seçmektir.
Dünyada zaten
yeterince emir var.
Yeterince yasak.
Yeterince korku.
Yeterince insan
başkasının düşüncesini
kendi düşüncesi sanıyor.
Aşkın da
bize aynı şeyi yapmasına
izin vermemeliyiz.
Çünkü aşk
insanın son özgürlük alanlarından biri olabilir.
Orada
kimsenin kimseye
hükmetmemesi gerekir.
Orada
bir insanın “hayır”ı
diğerinin sevgisini azaltmamalı.
Birinin gitmek istemesi
ötekinin değerini yok etmemeli.
Birinin kalması
borç hâline gelmemeli.
Ve iki insan
birbirlerini seçtiğinde
bu seçim
korkudan değil,
özgürlükten doğmalı.
Seni kaybetmekten korkuyor muyum?
Evet.
Ama korkumun
seni yönetmesine izin vermiyorum.
Çünkü korku
çok ikna edici bir yöneticidir.
Önce bizi koruduğunu söyler.
Sonra sınırlar çizer.
Sonra kapıları kilitler.
Sonra bize
“Bunu senin iyiliğin için yaptım.” der.
Ve bir sabah
kendimizi sevdiğimiz insanın yanında
özgürlüğümüzü kaybetmiş buluruz.
Hayır.
Ben seni böyle sevmeyeceğim.
Seni özleyebilirim.
Sana kızabilirim.
Seni kaybetmekten korkabilirim.
Ama bütün bunların
sana hükmetmek için
hak vermediğini bileceğim.
Çünkü aşkın ahlâkı
tam da burada başlıyor:
Duygularımızın gerçek olması,
onların her istediğini yapmamızı
haklı çıkarmaz.
Seni seviyorum.
Ama sevgimi
bir iktidar aracına çevirmeyeceğim.
Seni istiyorum.
Ama isteğimi
senin özgürlüğünden üstün tutmayacağım.
Seni özlüyorum.
Ama özlemimi
senin üzerine bir borç olarak bırakmayacağım.
Ve eğer bir gün
benden uzaklaşmayı seçersen,
bunu anlamak zorunda değilim.
Ama saygı duymak zorundayım.
Çünkü aşk
her şeyi anlamak değildir.
Bazen anlamadığın bir özgürlüğe
saygı gösterebilmektir.
İşte o zaman
sevgi ile sahiplik arasındaki
son duvar yıkılır.
Ve geriye iki insan kalır:
Biri sensin.
Biri benim.
Aramızda
ne emir var,
ne korkuyla yazılmış yasa,
ne de birbirimize ait olduğumuzu
kanıtlamak için kurulmuş bir mahkeme.
Sadece seçim var.
Her gün yeniden yapılan
sessiz bir seçim.
Seni seçiyorum.
Ama seni seçmek
seni hapsetmek değil.
Tam tersine:
Kapıyı açık bırakıp
kalacağını ummak.
Ve sen kalırsan
bunu bir zafer değil,
bir lütuf gibi görmek.
Çünkü sonunda aşkın
tek gerçek bildirgesi belki de şu:
Seni özgürlüğünden mahrum ederek
yanımda tutarsam
sana sahip olmuş olurum;
ama seni özgür bırakıp
yanımda kalmanı sağlayabilirsem
seni gerçekten sevmiş olurum.
Ve ben,
sana sahip olmak istemiyorum.
Senin özgür iradenle
beni sevmeni istiyorum.
Aşk
Aşkın Özgürlük Bildirgesi
Seni sevmek
başlangıçta basit görünmüştü.
Bir insanı seversin,
yanında kalmasını istersin,
sesini duyarsın,
elini tutarsın
ve dünya bir süreliğine
daha anlaşılır olur.
Sonra aşkın içine
daha dikkatli bakınca
orada başka bir şey gördüm:
İktidar.
Çünkü insan sevdiği kişiyi
kaybetmekten korktuğu anda
onu özgür bırakmakla
onu yanında tutmak arasında
sessiz bir savaşa giriyor.
Ve çoğu insan
bu savaşı aşk adına kaybediyor.
“Ben seni seviyorum” diyor.
Fakat cümlenin görünmeyen devamı şu:
“Öyleyse bana ait ol.”
İşte aşkın en büyük yalanı
burada başlıyor.
Sevgi adına
sahiplik kuruluyor.
Sadakat adına
özgürlük daraltılıyor.
Kıskançlık
duygunun kanıtı sayılıyor.
Ve sonunda
bir insanın diğerine duyduğu sevgi
onun üzerinde kurduğu
küçük bir iktidara dönüşüyor.
Ben bunu istemiyorum.
Seni seviyorum.
Bu yüzden
sana hükmetmek istemiyorum.
Çünkü seni kendime ait ilan ettiğim anda
seni sevdiğim kişiden
kendi korkularımın nesnesine dönüştürmüş olurum.
Oysa sen
bir nesne değilsin.
Bir cevap değilsin.
Benim eksiklerimi kapatmak için
hayata gönderilmiş
bir teselli de değilsin.
Sen
kendi iradesi,
kendi geçmişi,
kendi çelişkileri
ve kendi özgürlüğü olan
bir insansın.
Bunu kabul etmek
aşkın en zor ahlâkıdır.
Çünkü insan
sevdiği kişinin özgürlüğünü
kendi yalnızlığından
daha değerli görebildiği gün
sevmeyi öğrenmeye başlar.
Aşk

Sen kendi hakikatime açılan bir kapıydın,
Ve ben o kapıyı açtım.
Kaqrşımda aradığın kişi ve bir yol vardı.
başından beri
Kendi hakikatime açılan
bir yolmuş.
Sen o yoldun.
Ben yürüdüm.
Ve hâlâ yürüyorum.
Aşk
Aşkın Çıplak Hakikati
Seni sevmeden önce
aşk hakkında çok şey bildiğimi sanıyordum.
Kitaplar okumuştum,
insanların birbirlerine söyledikleri
güzel cümleleri ezberlemiştim,
ayrılığın nasıl acıttığını
başkalarının yüzlerinden öğrenmiştim.
Sonra sen geldin.
Ve bütün teorilerim
bir insanın gözlerinde
birdenbire anlamını kaybetti.
Çünkü aşk,
hakkında konuşulabilecek bir fikir değilmiş.
İnsanın içine girip
bütün eski düşüncelerini
yerinden oynatan
bir sarsıntıymış.

Seninle bunu öğrendim:
İnsan bazen
bir başkasına âşık olmaz.
Kendi içinde yıllardır
uyuyan bir ihtimale âşık olur.
Sen o ihtimaldin.
Benim daha cesur,
daha çıplak,
daha dürüst bir hayat yaşayabileceğime
dair kanıtımdın.
Senin yanında
kendimi saklamanın anlamsızlığını gördüm.
Çünkü aşkın karşısında
insanın bütün maskeleri
ucuz birer dekor gibi kalıyor.
Ne kadar entelektüel olursak olalım,
ne kadar çok şey bilirsek bilelim,
kalbin önünde
hep aynı cahil insanız.
Bir bakışın ne anlama geldiğini
hesaplayamıyoruz.
Bir suskunluğun
hangi yaraya dokunduğunu
bilemiyoruz.
Ve bir insanın
neden bütün dünyadan daha önemli hâle geldiğini
mantığa açıklayamıyoruz.
Belki aşkın zekâsı burada:
Bize bilmediğimizi
itiraf ettirmesinde.
Seni düşündüğüm gecelerde
kendimi de düşündüm.
Aşkın tuhaf bir matematiği var:
İki insan birbirine yaklaştıkça
insanın kendi içindeki
bilinmeyenler çoğalıyor.
Sen beni sana değil,
kendime götürdün.
Ve bu yüzden
seni yalnızca bir sevgili olarak değil,
hayatımın düşünsel kırılma noktalarından biri olarak
hatırlıyorum.
Çünkü senden sonra
özgürlük başka göründü gözüme.
Özgürlük,
kimseye ihtiyaç duymamak değilmiş.
Birini sevebildiğin hâlde
onu kendinin mülkü hâline getirmemekmiş.
Bir insanın elini tutup
onun sana ait olmadığını
aynı anda bilebilmekmiş.
İşte aşkın paradoksu:
Yakınlık ister,
ama sahiplenilmekten kaçar.
Bizi birbirimize bağlar
ve aynı anda
birbirimizin sınırlarına saygı duymayı öğretir.
Sen benim değilsin.
Bu cümle
ilk başta bir ayrılık gibi geliyor.
Oysa içinde
olağanüstü bir özgürlük var.
Çünkü seni kendime ait saymadığım anda
seni ilk kez gerçekten sevebiliyorum.
Artık seni
hayatımın eksik parçası olarak görmüyorum.
Sen eksik değilsin.
Ben de değilim.
İki tamamlanmamış insanın
birbirini tamamlamaya çalışması değil aşk.
Belki aşk,
İki ayrı bütünün
birbirinin bütünlüğünü bozmadan
aynı hayatın içinde
birbirine dokunabilmesidir.
Ve yine de...
Seni özlüyorum.
Bunu entelektüel bir cümleyle
örtbas etmeye niyetim yok.
Özlüyorum.
İnsan bazen
en büyük hakikatini
en basit kelimeyle söylemek zorunda.
Seni özlüyorum.
Bir kitabın ortasında,
kalabalığın içinde,
gecenin sessizliğinde,
hiç beklemediğim bir şarkının
ilk birkaç notasından sonra...
Birdenbire.
Çünkü insanın hafızası
mantıklı çalışmıyor.
Kalp,
geçmişi kronolojik olarak saklamıyor.
Bir anı seçiyor
ve onu bugünün içine bırakıyor.
Sonra sen
birkaç saniyeliğine
yeniden karşıma çıkıyorsun.
İşte o zaman anlıyorum:
Bazı insanlar
hayatımızdan çıkabilir.
Fakat içimizde yarattıkları
insan kolay kolay çıkmaz.
Sen gittikten sonra
bende başka biri kaldı.
Seni seven kişi değil yalnızca;
Sevebilme kapasitesini
ilk kez fark eden kişi.
Belki aşkın gerçek mucizesi budur.
Bizi sevdiğimiz kişiye değil,
sevebilen hâlimize dönüştürmesi.
Bu yüzden senden
yalnızca bir hatıra kalmadı.
Bir bakış biçimi kaldı.
Dünyaya biraz daha dikkatli,
insana biraz daha merhametli,
özgürlüğe biraz daha sadık
bakıyorum artık.
Ve hâlâ seni seviyorum.
Fakat artık sevgimi
bir talep gibi taşımıyorum.
Senden bir şey istemeyen
ama seni inkâr da etmeyen
bir duygu bu.
Belki aşkın en yetişkin hâli:
“Gel.” demeden beklemek,
“Git.” demeden özgür bırakmak,
“Benimsin.” demeden sevmek.
Çünkü insan sevdiği kişiyi
kendisine bağladığında
onu küçültür.
Oysa gerçek aşk
bir insanın içindeki bütün dünyayı
olduğu gibi görüp
ona şöyle diyebilmektir:
Gitmek istiyorsan git.
Kalmak istiyorsan kal.
Ben seni
özgürlüğünden vazgeçtiğin için değil,
özgürlüğün içinde
beni seçtiğin için seveceğim.
Ve eğer bir gün
yollarımız yeniden kesişirse,
sana geçmişi anlatmayacağım.
Sadece bakacağım.
Çünkü bazı karşılaşmalar
kelimelerden daha eskidir.
Ve belki o anda
ikimiz de anlayacağız:
Aşk, iki insanın birbirini bulması değil;
birbirini bulduktan sonra
kendilerini kaybetmemeyi öğrenmesidir.
Aşk

Seni sevmeden önce
aşk hakkında çok şey bildiğimi sanıyordum.
Kitaplar okumuştum,
insanların birbirlerine söyledikleri
güzel cümleleri ezberlemiştim,
ayrılığın nasıl acıttığını
başkalarının yüzlerinden öğrenmiştim.
Sonra sen geldin.
Ve bütün teorilerim
bir insanın gözlerinde
birdenbire anlamını kaybetti.
Çünkü aşk,
hakkında konuşulabilecek bir fikir değilmiş.
İnsanın içine girip
bütün eski düşüncelerini
yerinden oynatan
bir sarsıntıymış.
Aşk
TESADÜFÜN ÖTESİNDE
Eylül, akşamın yüzünü sarıya çevirmişti;
yağmur, eski sokakların taşlarında
unutulmuş bir mektup gibi ağır ağır çözülüyordu.
Ben seni düşünüyordum—
bir insanı değil yalnızca,
bir ihtimali düşünür gibi.
Çünkü bazı karşılaşmalar
takvimlerin işi değildir;
iki insanın birbirine rastlaması,
bazen dünyanın bütün saatlerini
kısa bir süreliğine susturur.
Sen geldin.
Ve ben o gün anladım:
insan bazen birini sevmez yalnızca,
onunla birlikte
kendi hayatının başk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 16.09.2026 13:06:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!