Aşk Eylül 9 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7523

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 9

Birinin kalbine
dokunduğunda
oradan öylece çıkıp gidemezsin.
Bir parça bırakırsın.
Bir cümle.
Bir alışkanlık.
Bir hatıra.
Belki bir cesaret.
Belki de yeniden sevme ihtimali.
Ben senin hayatında
ne bıraktım bilmiyorum.
Ama sen benimkinde
şunu bıraktın:
İnsanın birini gerçekten sevdiğinde
kendi hayatının da değişebileceğini.
Aşk

Bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca
hikâyeleri bitmez.
Hikâyenin anlamı değişir.
Seninle yaşadığım aşk
benim için artık bir bekleyiş değil.
Bir teşekkür.
Bir zamanlar
hayatın bana seni vermiş olmasına
duyduğum sessiz bir teşekkür.
Aşk

Eğer bir gün
Eylül yağmurunda
Aşkın Şehri Ordu'nun sokaklarında
çınarın altından geçersen,
bir an dur.
Denize bak.
Belki hiçbir şey hatırlamazsın.
Hiç önemli değil.
Ben hatırlarım.
Aşk

İNSAN
İnsan bazen birini
gözleriyle değil,
geçmişin açtığı bir kapıdan görür.
Sen benim için
böyle geldin.
Bir zamanlar söylediğin
küçük bir söz,
bir bakış,
yarım bıraktığın
bir gülümseme...
Hepsi yıllar sonra
birer ipucu gibi
yeniden karşıma çıktı.
O zaman anladım:
Aşkın bazı izleri
kaybolmaz.
Sadece
bulunmayı bekler.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca
hikâyeleri bitmez.
Hikâyenin anlamı değişir.
Seninle yaşadığım aşk
benim için artık bir bekleyiş değil.
Bir teşekkür.

Ooooooooooyyy

Bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca
hikâyeleri bitmez.
Hikâyenin anlamı değişir.
Seninle yaşadığım aşk
benim için artık bir bekleyiş değil.
Bir teşekkür.

Birinin kalbine
dokunduğunda
oradan öylece çıkıp gidemezsin.
Bir parça bırakırsın.
Bir cümle.
Bir alışkanlık.
Bir hatıra.
Belki bir cesaret.
Belki de yeniden sevme ihtimali.
Ben senin hayatında
ne bıraktım bilmiyorum.
Ama sen benimkinde
şunu bıraktın:
İnsanın birini gerçekten sevdiğinde
kendi hayatının da değişebileceğini.

Aaaaaaaaaaaaşk

Bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca
hikâyeleri bitmez.
Hikâyenin anlamı değişir.
Seninle yaşadığım aşk
benim için artık bir bekleyiş değil.
Bir teşekkür.

Ooooooooooyyy

Bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca
hikâyeleri bitmez.
Hikâyenin anlamı değişir.
Seninle yaşadığım aşk
benim için artık bir bekleyiş değil.
Bir teşekkür.
Aşk

İnsan,
yıllar sonra bile
“neden o?” diye sorar.
Belki cevabı yoktur.
Belki aşkın en dürüst tarafı
budur:
Bizi ikna edecek bir açıklama bırakmaması.
Aşk

Kalp, bazen kazanmayı değil,
gerçek olmayı seçer.
Sen geldin.
Bir şey söylemedin.
Ben de.
Fakat o sessizlikte
bütün ihtimaller vardı:
Yaklaşmak.
Uzaklaşmak.
Kalmak.
Gitmek.
Korkmak.
Güvenmek.
Ve biz
hiçbirini konuşmadan
birbirimize biraz daha yaklaştık.
Aşk

Hayatımızı değiştiren insanlar
bize her zaman uzun süre eşlik etmez.
Bazen yalnızca bir an görünürler
ve o an, insanın bütün geleceğine
gizlice yerleşir.
Aşk

Yaşarken sıradan görünen
bir anın
yıllar sonra bütün hayatını
aydınlatması.
Seni düşündüğümde
yalnız seni hatırlamıyorum.
O günkü kendimi de hatırlıyorum.
Sana bakarken
henüz bilmediğim şeyleri.
Henüz kırılmamış taraflarımı.
Henüz kaybetmenin
sevmekten farklı bir şey olduğunu
öğrenmemiş kalbimi.
Sen bana
bir insanı değil,
kendimin başka bir ihtimalini
gösterdin.
Aşk
TESADÜFLERİN BİZİ BULDUĞU YER
Seni ilk gördüğüm günü
hatırlamıyorum.
Bu tuhaf, biliyorum.
İnsan hayatını değiştiren bir anı
neden hatırlamaz?
Belki de çünkü
bazı başlangıçlar
başlangıç olduklarını söylemezler.
Bir sokaktan geçersin.
Bir kapı kapanır.
Bir otobüs birkaç saniye erken kalkar.
Sen başka bir yola saparsın.
Ve bütün hayatın
hiç fark etmeden
başka bir ihtimale dönüşür.
Bizim hikâyemiz de
böyle başlamış olabilir.
Belki sen o gün
başka bir yerde olsaydın
ben seni hiç tanımayacaktım.
Belki yağmur yağmasaydı
o sokağa girmeyecektim.
Belki Eylül olmasaydı
o akşamı hatırlamayacaktım.
Ama oldu.
Ve sen vardın.
Şimdi geriye baktığımda
hayatımın bütün tesadüfleri
sanki seni bulmak için
sessizce yer değiştirmiş gibi geliyor.
Ordu'da bir akşam...
Deniz kıyısında yürüyorduk.
Çınarın yaprakları
rüzgârla kaldırımlara düşüyordu.
Sen bir şey söyledin.
Ben başka bir şey düşündüm.
İkimiz de
o cümlenin gelecekte
bir hatıraya dönüşeceğini bilmiyorduk.
İnsan bunu hiçbir zaman bilmez.
Bir anın değerini
ancak geçtikten sonra öğrenir.
Belki aşk da budur:
Yaşarken sıradan görünen
bir anın
yıllar sonra bütün hayatını
aydınlatması.
Seni düşündüğümde
yalnız seni hatırlamıyorum.
O günkü kendimi de hatırlıyorum.
Sana bakarken
henüz bilmediğim şeyleri.
Henüz kırılmamış taraflarımı.
Henüz kaybetmenin
sevmekten farklı bir şey olduğunu
öğrenmemiş kalbimi.
Sen bana
bir insanı değil,
kendimin başka bir ihtimalini
gösterdin.
Bu yüzden seni sevmek
yalnızca sana duyduğum şey değildi.
Kendimi yeniden yazma biçimimdi.
Sonra hayat
her zamanki gibi
aradaki cümleleri değiştirdi.
Bazı yollar uzadı.
Bazıları kapandı.
Bazı günler birbirimize yaklaştık,
bazı günler uzaklaştık.
Fakat tuhaf olan şuydu:
Uzaklık arttıkça
seni daha az değil,
daha farklı düşünmeye başladım.
Artık seni
yanımda bulunman gereken biri olarak değil,
hayatımda bir kez karşılaşmış olmanın
bana bıraktığı eşsiz bir ihtimal olarak düşünüyordum.
Bu daha sessiz bir sevgiydi.
Daha az talep eden.
Daha çok anlayan.
Bir insanın
başka bir insanı özgür bırakırken
onu hâlâ sevebileceğini öğreten.
Eylül yağmurunda
bazen yine o kıyıya giderim.
Çınarın altından geçerim.
Denize bakarım.
Ve kendime şu soruyu sorarım:
“Ya o gün başka bir sokağa girseydik?”
Cevabı yok.
Belki de olması gerekmiyor.
Çünkü hayat
cevaplardan çok
ihtimallerden oluşuyor.
Biz ise
o ihtimallerden biriydik.
Gerçekleşmiş olan.
Yaşanmış olan.
Ve bu yüzden
geri alınamayacak kadar gerçek.
Bir gün
aynı yerde yeniden karşılaşırsak
sana geçmişi anlatmayacağım.
“Hatırlıyor musun?” demeyeceğim.
Çünkü hatırlamak
her zaman aynı şeyi hissetmek değildir.
Sadece sana bakacağım.
Belki sen gülümseyeceksin.
Belki ben.
Ve ikimiz de anlayacağız:
Bazı insanlar hayatımızdan çıkabilir;
ama hayatımızın onlarla karşılaşmış olması
asla çıkmaz.
Sen benim hayatımdan
hiç çıkmadın aslında.
Sadece başka bir yere yerleştin.
Bir sokağa.
Bir yağmura.
Bir Eylül akşamına.
Denizin kıyısındaki
o eski yürüyüşe.
Ve bazen
hiç beklemediğim bir anda
karşıma çıkan o düşünceye:
“İyi ki.”
İşte bütün hikâyemiz
belki bu iki kelimede saklı.
İyi ki
o gün yağmur yağmış.
İyi ki
o yoldan geçmişim.
İyi ki
sen oradaymışsın.
Çünkü şimdi biliyorum:
Hayatımızı değiştiren insanlar
bize her zaman uzun süre eşlik etmez.
Bazen yalnızca bir an görünürler
ve o an, insanın bütün geleceğine
gizlice yerleşir.
Sen benim
o anımsın.
Ve ben seni
bir tesadüf olduğun için değil,
hayatın bana sunduğu
en güzel ihtimalin
gerçekleşmiş hâli olduğun için seviyorum.
Aşk
AŞKIN MANTIKSIZ YÖNETMELİĞİ
Madde Bir:
Seni sevmek yasaktır.
Çünkü insan
başka bir insanı sevdiğinde
kendi düzenini bozar.
Madde İki:
Birinci madde
uygulanmayacaktır.
Çünkü aşk
kurallara uymadığı için
aşktır.
Madde Üç:
Seni unutmak isteyen kişi
önce seni hatırlamak zorundadır.
Bu nedenle unutma işlemi
süresiz olarak ertelenmiştir.
Ben de başvurdum.
Başvuru numaram:
SEN-01
Sonuç:
“Kalbiniz hâlen dolu olduğundan
işleminiz gerçekleştirilememiştir.”
İtiraz ettim.
Görevli sordu:
“Peki kimi seviyorsunuz?”
“Seni.”
“Bu bir cevap değil.”
“Benim için bütün cevapların
yerine geçen cevap.”
Görevli sustu.
Dosyayı kapattı.
Sonra bana şöyle dedi:
“Beyefendi,
siz mantıklı bir insan değilsiniz.”
Haklıydı.
Çünkü seni sevmenin
mantıklı hiçbir tarafı yoktu.
Bir insan
neden başka bir insanı düşünür
uyuması gerekirken?
Neden bir gülümseme
yıllarca hatırlanır?
Neden Eylül yağmuru
birdenbire bir yüzü getirir akla?
Neden Ordu'nun denizi
başka bütün denizlerden
daha fazla sana benzer?
Bunun mantıklı bir açıklaması yok.
Ben de açıklamayı bıraktım.
Bir akşam
çınarın altında otururken
kendime resmi bir soru yönelttim:
“Bu aşkın amacı nedir?”
Cevap gelmedi.
İkinci kez sordum.
Yine gelmedi.
Üçüncü kez sordum.
Deniz kıyıya vurdu.
Çınardan bir yaprak düştü.
Yağmur başladı.
Ve anladım:
Bazı soruların cevabı
kelimeler değildir;
yaşamaya devam etmektir.
Seninle ilgili bütün hesaplarım
başarısız oldu.
Ne kadar sevdiğimi ölçemedim.
Ne kadar özlediğimi hesaplayamadım.
Ne kadar süreceğini
öngöremedim.
Geleceği planlayamadım.
Kısacası
aşk konusunda
başarısız bir stratejisttim.
Ama ilk kez
başarısızlığımdan memnundum.
Çünkü seni sevmenin
başarıyla ilgisi yoktu.
Seni kazanmak
bir zafer değildi.
Seni kendime bağlamak
başarı değildi.
Seni değiştirmek
zaten mümkün değildi.
Asıl mesele şuydu:
Sen kendi hayatının sahibi kalırken
benim hayatımda sana yer açabilmek.
Bunun için
hiçbir yönetmelik hazırlanmadı.
Hiçbir kurul toplanmadı.
Hiçbir uzman görüş bildirmedi.
Kalp
kendi kararını verdi.
Ve kalbin kararları
genellikle mantık komisyonundan
onay alamaz.
Bir gün bana:
“Bunca yıl sonra hâlâ mı?”
diye sorarlarsa,
“Evet.”
derim.
“Neden?”
diye sorarlarsa,
“Bilmiyorum.”
derim.
“Peki pişman mısın?”
İşte orada
uzun süre susarım.
Sonra denize bakarım.
Çınarın yapraklarına.
Eylül yağmuruna.
Ve derim ki:
Hayır.
Çünkü insanın hayatında
her şeyi açıklayamadığı
ama iyi ki yaşadım diyebildiği
duygular vardır.
Sen benim açıklayamadığım
en güzel cümlemsin.
Ve aşkın bütün
mantıksızlığına rağmen
tek bir maddeden eminim:
Bir insanı gerçekten sevdiysen
onu kendine ait kılmaya değil,
kendisi olarak kalmasına
izin vermeye çalışırsın.
Bu yüzden
seni hiçbir yere kaydetmedim.
Bir dosyaya koymadım.
Bir tarihe hapsetmedim.
Sadece içimde
küçük bir yer bıraktım.
Orada Eylül yağmur yağar.
Çınar yaprak döker.
Deniz kıyıya yaklaşır.
Ve sen
hiçbir yönetmeliğe ihtiyaç duymadan
orada yaşamaya devam edersin.
Dosya kapanmıştır.
Karar kesindir:
Aşkın mantığı yoktur.
Ama bazen insanın hayatındaki
en doğru şey,
mantığa sığmayan şeydir.
Aşk

İnsan
döndüğü yere
aynı insan olarak dönmez.
Seninle karşılaşmadan önce
aşkı bir duygu sanırdım.
Şimdi biliyorum:
Aşk, insanın dünyada
nasıl var olduğunu değiştiren
bir karşılaşmadır.
Aşk
SENİNLE VARLIĞA DOKUNMAK
Seni sevmeden önce
zamanın geçtiğini sanırdım.
Saat ilerler,
gün akşama döner,
Eylül gelir,
yaprak düşer...
Sonra seni tanıdım.
Ve zamanın
geçen bir şey olmadığını anladım.
Zaman, insanın yaşadığı
anların içinde kendisini bulmasıymış.
Bir sabah
Ordu'nun kıyısında
denize bakıyordun.
Ben yanındaydım.
Hiç konuşmadık.
Ama o sessizlikte
dünyanın bütün gürültüsünden
daha gerçek bir şey vardı:
Sen.
O an düşündüm;
Bir insanı sevmek
onun hakkında düşünmek değildir yalnızca.
Onun varlığının
kendi varlığındaki yankısını
fark etmektir.
Sen geldin
ve ben kendimi
eskisi kadar tanıyamaz oldum.
Çünkü insan
bazen kendisini
bir başkasının bakışında görür.
Senin gözlerinde
henüz yaşayamadığım
bir beni gördüm.
Daha açık.
Daha sahici.
Daha az korkan.
Belki aşkın sırrı burada:
İnsan sevdiği kişide
kendini kaybetmez;
kendisine daha derin
bir biçimde rastlar.
Eylül yağmuru başladı.
Çınarın dalları
ıslak yapraklarını
yavaşça bırakıyordu.
Deniz kıyıya
aynı hareketi tekrar tekrar
yapıyordu.
Ve ben ilk kez
tekrarın da anlam taşıdığını düşündüm.
Dalga gelir.
Geri çekilir.
Yeniden gelir.
İnsan da sever.
Uzaklaşır.
Özler.
Yeniden sever.
Fakat her dönüş
aynı dönüş değildir.
Çünkü insan
döndüğü yere
aynı insan olarak dönmez.
Seninle karşılaşmadan önce
aşkı bir duygu sanırdım.
Şimdi biliyorum:
Aşk, insanın dünyada
nasıl var olduğunu değiştiren
bir karşılaşmadır.
Sen benim dünyamı değiştirdin.
Sokakların anlamı değişti.
Yağmurun.
Denizin.
Eylül'ün.
Hatta sessizliğin bile...
Eskiden sessizlik
söylenecek sözlerin yokluğuydu.
Şimdi biliyorum:
Sessizlik bazen
iki insanın birbirine
kelimelerden daha yakın olduğu yerdir.
Seninle sustuğumda
eksilmedim.
Tam tersine,
kendime biraz daha yaklaştım.
Çünkü gerçek sevgi
karşındakinin sessizliğini
kendi korkularınla doldurmamaktır.
Onun sessizliğine
yer açabilmektir.
Sana sahip olmak istemiyorum.
Seni tanımlamak da.
Çünkü bir insanı
tanımladığın anda
onu küçültmeye başlarsın.
Sen bir isimden fazlasısın.
Bir hatıradan.
Bir yüzün güzelliğinden.
Bir geçmişten.
Sen, benim dünyamda
varlığın anlamını değiştiren
bir karşılaşmasın.
Ve belki bu yüzden
seni sevmenin en doğru biçimi
seni özgür bırakmaktır.
Çünkü özgür olmayan
bir sevginin içinde
sevgi kadar korku da vardır.
Ben korkumu değil,
seni büyütmek istiyorum.
Eylül geçecek.
Yağmur dinecek.
Çınar yeniden yeşerecek.
Deniz yine sabahın ışığını
üzerinde taşıyacak.
Ve biz
bütün bunların arasında
kendi hayatlarımızı yaşamaya
devam edeceğiz.
Fakat bir şeyi unutmayacağım:
Bir zamanlar
aynı gökyüzünün altında
aynı kıyıda
aynı sessizliği paylaşmıştık.
Belki aşkın en gerçek hâli
tam da budur.
Birbirinin hayatını ele geçirmek değil,
birbirinin varlığına
yer açmak.
Sen kendi yolunda
ben kendi yolumda...
Fakat aynı dünyanın
içinden geçerken
birbirimizin varlığını
daha görünür kılmak.
Şimdi denize bakıyorum.
Çınarın yaprakları
ayaklarımın altında.
Eylül yağmuru
omuzlarımda.
Ve kendime tek bir soru soruyorum:
“Sen olmasaydın
ben yine ben olur muydum?”
Belki olurdum.
Ama aynı insan olmazdım.
Çünkü bazı karşılaşmalar
hayatımıza birini eklemez.
Bizi, kendimizin
henüz bilmediğimiz bir hâline
uyandırır.
Sen benim için
böyle bir uyanışsın.
Ve seni seviyorum;
bir gün bitecek bir duyguyu
sonsuzlaştırmak için değil,
senin varlığınla
kendi varlığımın anlamını
daha derinden duyabildiğim için.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 25.09.2026 11:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!