Bir hikaye gibi başlasın her şey...
hani o geri dönülmez yollara sapılan...
yağmurlu ve karanlık gecelerden biri gibi...
İçimde kopan fırtınayı...
yüreğimdeki o derin sızıyı ...
nakış nakış işleyeyim mısralara...
Yağmur ince ince düşerken omuzlarıma...
Gözlerimi kaldırdım gri gökyüzüne...
Sanki cevap verecekmiş gibi sustu rüzgâr...
Ve dudaklarımdan döküldü o kırılmış soğuk cümleler..
“Nasılsın… sen iyi misin?
Aşkın sadece sıcaklık olmadığını anladığım sabahı hâlâ hatırlıyorum..
Pencereden süzülen ışığın yumuşakça içeri girdiği ve her şeyin huzurlu göründüğü,
neredeyse aldatıcı derecede sakin bir gündü..
Yatağın kenarında oturmuş,
elimde telefonla,
sanki kelimeler arasında hâlâ bir şey,
Bir kadın...
omzunda günün yorgunluğunu taşırken bile...
gülümsemeyi bilen bir mevsimdir aslında...
Kendi savaşını kendi veren,
kimseye yük olmamayı öğrenmiş o güçlü kadınlar…
Bir akşam üstüydü...
Çok iyi hatırlıyorum..
göğün rengi yarım kalmış bir türkü gibi...
Kadın ! kalbinin kıyısında bir ismi usulca büyüttü...
Fısıldadı...
Gece...
sokağın üstüne...
ağır ağır çökmüştü...
Pencerede bekleyen kadın..
Benim hikâyem...
sessiz başlayan bir cümlenin içinde kaybolmak gibiydi ...
Sevmek!!!
Onu sevdim..
duyuyor musunuz.. ?
Ben seni sevmedim yalnızca…
Ben seni...
Tanrı’nın unuttuğu bir duanın...
son hecesi gibi taşıdım içimde...
Duam olmuştun...
Bir kadın vardı...
içinde bahar taşıyan...
Gülüşüyle sabahları uyandıran... !
Ve bir adam vardı...
gözleri akşam gibi...
Masada yarım kalmış bir gece vardı...
Pencere aralığından...
içeriye giren rüzgâr...
perdeleri değil de ...
sanki yıllardır susturduğum vicdanımı kıpırdatıyordu....
Sen uyuyordun....




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!