Bir hikâye gibi başladı her şey,
adı aşktı, sesi sevgiydi.
İlk satırda umut vardı,
son satırda yalan ve ihanet.
Her insanın bir hikâyesi vardır,
Kimi gözlerinde saklar,
kimi sessizliğinde.
Bir aşk geçmiştir yüreğinden mutlaka,
Bir yara bırakmıştır zaman,
Gece sessiz,
ama içimde durmadan konuşan bir ses var.
Bir soru,
tek bir soru,
Git artık...
Ama öyle sessizce değil...
bir fırtına gibi çık içimden...
kapıları çarpa çarpa...
anılarımı dağıta dağıta git...
Hiç birşey kalmasın içinde artık..
Bir çocuk vardı...
yaşı küçüktü ama omuzlarına büyük ağırlık bırakılmıştı...
Daha dizlerinde yara kabukları dururken...
hayat ona “artık büyü” dedi...
O da büyüdü...
Ben...
avuçlarında kelebek taşıyan bir kadınım…
Çocukluğum hâlâ etek uçlarımda koşar...
yağmur görünce ıslanmak isterim....
bulutlara isim takarım...
kırık oyuncakları bile terk edemem...
Sabah daha doğmamışken gün,
gökyüzü griyle mavi arasında kararsız,
sen oturuyorsun ıssız taşlıklara,
dizlerin kendine yakın,
ellerin soğuk,
bakışların denizin en uzak yerine değiyor.
Kadınlar vardır...
öyle narin görünürlerdi ki...
rüzgâr biraz sert esse
kırılacak sanırdın...
Oysa kimse bilmezdi...
Kadın...
kalbinin tam ortasında ...
taşıdığı boşluğu kimseye göstermeden yürüyordu...
Sanki bütün şehir ...
onun güçlü duruşuna inanmıştı...
Sabahın en erken vaktinde...
güneş daha denizin koynundan yeni doğrulurken ...
oturuyordu kadın sahilde...
Gökyüzü...
geceyle gündüz arasında ince bir çizgide durmuştu sanki...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!