Gece, omuzlarıma ince bir tül gibi düşerken,
ben seni düşündüm…
Ben seni hayal ettim..
Belki hiç var olmamış bir adamı,
ama kalbimde bin yıldır yaşayan o sesi...
Iç sesimi...
Bir kadın vardı…
Saçlarına rüzgârı, gözlerine baharı saklayan.
Hayat onun avuçlarına önce güller bıraktı,
Sonra dikenlerini.
Bir zamanlar...
rüzgârın bile adını fısıldamaya çekindiği bir kadın vardı...
Saçlarında geçmişin tozu...
gözlerinde yarım kalmış umutlar taşırdı...
Adı önemli değildi...
çünkü o kadin, hepimizden birazdı...
Gece çöktü üstüme...
Ay sustu...
yıldız küstü bana...
Bir ben kaldım kendi yolumda...
Kendi kendime sordum yine...
“Bu dünya kimin baba ?”
Benim hikâyem...
sessiz başlayan bir cümlenin içinde kaybolmak gibiydi ...
Sevmek!!!
Onu sevdim..
duyuyor musunuz.. ?
Kadın... ince siyah paltosunun içinde küçülmüş halde yürüyordu...
Gece... şehrin üstüne ağır ağır çökmüştü...
Sokak lambaları titrek bir sarılıkla yanıyor...
ıslak kaldırımlar eski bir hatıranın aynası gibi parlıyordu....
Yağmur durmadan yağıyordu...
O sessleri tekrar tekrar duyuyorum— önce çok derinden ama uzakta ...
Fısıltılar gibi ... duvarların ardındaki yağmur gibi...
sonra daha yüksek sesle...
isimlerimizi haykO sessleri tekrar tekrar duyuyorum— önce çok derinden ama uzakta ...
Fısıltılar gibi ... duvarların ardındaki yağmur gibi...
sonra daha yüksek sesle...
Bazen bir şeyi düzeltmek istersin,
iki elinle tutup dağılmasın diye.
Kırılan yerini arar,
eksik parçalarını sessizce birleştirmeye çalışırsın.
Çünkü seversin.
Herkes dürüst olduğunu söylüyor,
ama gerçeklerin yüzüne bakmak başka şey.
Ağır geliyor bazı aynalar;
insan bazen yalanı değil,
eksik kalan gerçeği seçiyor.
Akşam üstü şehrin omzuna çökmüş ağır bir yorgunluktu...
Geceye çok yakın..
Sokak lambaları titriyordu...
sanki onlar da kalmakla gitmek arasında kararsızdı...
Benim gibi... !




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!