Pusatlandılar, kırk çeriydiler,
Havada isyan kokusu vardı
Ciğerlerine çektikleri buzdan mevsime
Yüreklerinde biledikleri, efkarları sürdüler
Şarjöre verdikleri sevdaların,
Çığlıklarıydı vadilerde yankılanan
Melek sandığım şeytan mı?
Şeytan sandığım melek mi?
Şeytan olsa gül kokar mı?
Melek olsa böyle yakar mı?
Uzanmışım gecenin bir yarısı
Şeytandan Rabbime sığınıyorum
Ocakta eller kanlı
Oniki Fransız ikibin bagalı
İnsan olmak riya olmuş
Ne kadar zenginsen,
Ne kadar güçlüysen
O kadar insansın
Güneş paslı bir dişli gibi dönüyor çatıda,
Bu sabahı ben kurmadım, saatler yalan.
Yeraltından geçen trenler damarımda titriyor,
Yüzümde başkasından ödünç alınmış bir duman.
Kimse kimsenin gözüne bakmıyor, yasak sanki,
Gönül dükkânında satılmaz metâ,
Ârifin sırrına erişmez hatâ.
Eğriyle doğruyu koymuş bir pota,
Kör olan aynaya fâl verir mi hiç?
Özü eğri olan yol verir mi hiç?
I saw the gold upon the waves tonight,
A silver moon, a soft and lonely light.
I didn’t know that I was lost at sea,
Until your eyes began to follow me.
Güneş batarken bu ıssız koyda,
Durduğumuz yer biraz uçurum,
biraz akşamüstü,
biraz hiçlik.
Cebimde kırık saatlerin gürültüsü,
yürüyorum,
durmadan yürüyorum.
Sen içeri girdiğinde
bütün saatler durdu duvarda,
gökyüzü siyah bir mürekkep gibi
aktı şehrin üzerine.
Yüzün…
Ayın yüzünde bir yara, kızıl ve derin,
Toprağa düşen gölge, nefesi mahşerin.
Nar çiçeği patlar, sessiz bir isyanla,
Yazılmış bu alın yazısı; mürekkep değil, kanla.
Gülün dikeni gururlu, bülbülün âhı sağır,
Sen resim yap emmoğlu
Şiiri bana bırak...
Doğan güne inat...
Elif kokan rüzgarın
Gıcırdayan kağnının
Ve yeni doğan bir ülkenin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!