Usulca güldüm, usulca yaşadım, usulca sevdim
Bir oğlum olsun istedim, usulca Allah'a yalvardım
Ne yaşayacağımı sormadı bana aşk
Ne vereceğini de söylemedi kimseye
Otuzbeş yaşın, sayısız bıçak yarası sırtımdayken
Ve sayısız ok, kalbimi dağlarken
Mona Lisa
Mona Lisa
Saraylar içinde bir yalnız kadın
Mona Lisa
Güzelliğin fırça darbesi
Bir yabancı kapıda belirdi
Elinde beyaz bir gül vardı
Sonsuzluğa davet getti
Yüzünde belirsiz bir gülümseme
Bir yabancı , elinde bir gülle
Ayak seslerime benzese de inceden
Yağmurun sesidir yüreğine vuran
Camdan süzülüyor gözyaşlarım
Kavuştu sandıkların birbirinde boğuluyor
Bilirsin, damlalar yalnız intihar ederler
Birbirine değmeden, uçurumdan düşerler
Hani bir şiir yazarsın ya nedensiz
Hani bir şarkı geçer ya sahilden
Hani bir yaprak düşer tek başına
Hani bir bebek geçerken eşiği
Ayık kafayla,
Toplayamazken ikiyle ikiyi,
Küçümsediğiniz hayyam,
Şarap ve kadın için
Yaptı yapamadığınız,
Tüm hesapları
Uykusuz geceler zindanlarda
Hurda olmuş gönlüm hezeyanlarda
Not: Bu şiir değildir
Şiir olsaydı sen olurdun içinde...
Şimdi içindesin öyleyse
Artık şiir oldu.
Öğretmenim
Dudakların atesler içinde
Alev almış kiraz tadı
Bıraksam bal damlayacak
bir parça şarap, çikolata kaplı
Öyle saçmalıklar var ki,
Şiir diye okunan
Çöpe bile atamadığım şiirler
Beğeniyorsa birileri,
O zaman neyi atmalıyız çöpe,
Neyi saklamalıyız kelimelerde,
Saat beşi çeyrek geçe gri paltolu adamlar geçiyor.
Hayatı kahve kaşıklarıyla ölçüyoruz bu caddede.
Herkes birbirine değiyor
ama kimse kimseyi görmüyor.
Gökyüzü, ameliyat masasında baygın bir hasta gibi,
betonun soğuğu kemiklerime işliyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!