Gönül hırkasını giydim, yola düştüm bu gece,
Mekân dediğin bir perde, yırtıp geçtim bu gece.
Toprak ağır bir uykuydu, uyandım ki can mülkü,
Aşkı Burak eyledim de göğe uçtum bu gece.
Ne doğu kaldı ne batı, ne önümde bir eşik,
Öylesine bakıyorum kelebeğin kanadına
Ve kanadında taşıdığı gökkuşağına
Öylesine üşüyorum ağustos güneşinde
Ve buz tutuyor yüreğim, gülüşünün ışığında
Öylesine tutuyorum, yakutu, inciyi ve zümrüdü
Ve gözlerim kamaşıyor, gözlerinin yeşilinde
Demir teller arasında
Tutsak kuşlar
İdam kararı,
Bir çıt sesi,
Kırılan kalem,
Ve sonsuz özgürlüğe kaçış
Daha bahara çok var
Dalların çırılçıplak
Sümbül kokulu dağların
Yeşile bürünecek
Daha umuda çok var
Daha bahara çok var
Dalların çırılçıplak
Sümbül kokulu dağların
Yeşile bürünecek
Daha umuda çok var
Lâl Olmuş Bir Veda Senfonisi
Biz seninle, aynı şiirin kafiyesiyiz azizim,
Lâkin ayrı mısralara, ayrı kıtalara düşmüşüz.
Kader, aramızda karlı dağlar değil, görünmez duvarlar örmüş,
Ne ben sesimi duyurabilirim sana, ne sen elini uzatabilirsin bana.
Ben senin sükûnetinim; o karanlık uykun,
O deriden yuvan.
Sen; dünyaya bilenmiş,
Ağzı kan, gövdesi çelikten bir tufan.
Seni içime her alışımda bağrım dilim dilim kesilir,
İlham perim ne düşünüyor,
Seviyor, sevmiyor
Ötüken ormanında
Papatyaya bakıyor
Papatya yalan söylüyor
Bunu daha bilmiyor
Mâsivâ Yangını ve Bâki Olan’ın Gölgeliği
Riyâ Sofrasında Kırılan Kadehler
Ben ki, dost meclislerinde sadakati ekmek, vefâyı tuz bilirdim,
Meğer kurulan o mutantan sofralar, birer riyâ âyiniymiş.
Sırtımı dayadığım o muhkem sütunlar, o kadîm surlar,
Geceyi dürdüm, kaldırdım en üst rafa
Tozlu perdeleri yırttım, içeri doldu sabah
Dün gece ölenler, bu sabah yeniden doğdu
Bak, saksıdaki o kuru dal bile tomurcuk oldu
Kahvenin kokusu karıştı sokağın sesine
Barıştım aynadaki o yorgun aksiyle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!