Telofon açtı bir hanım,
Hisleri yalancı değil...
Sayıp döktüğü ne varsa,
Ödünç ezber sancı değil;
Sitem yayı geren dilin
İpek avaz okları da,
Edebi sohbetlerde çayı fikren içeriz;
Onun su belleğinden özlü sözler seçeriz;
Demlenen duygulara tercüman dizelerle
Kelam ejderlerine meram dersi geçeriz...
Medyunuz, isminden azat, sır küpüne dolanlara,
Sıradan ömürlerini bize temel kılanlara;
Afra tafra şunca şöhret, minnet duyar mı, hiç sanmam,
Çıktıkları merdivenin harcına kum olanlara ?!
Kim ecele teslim olur, deriz, yıldızı kaydı;
O yıldızın adı "milhun", an be an ruhta kaydı;
Bence mezar taşları da, Kaf Dağı’ndan yadigar,
İç ve dış özgürlüğün,
Muhabbetin kaynağı,
Onunla başlamıştı
Erdemin altın çağı...
İlklerin ve sonların,
İçerlek bir resim çizmiştik geleceğe,
Derinlikleri ayıklamıştık yanlışa düşmemek için;
Akşamın esmerliğini,
Erguvanların kokusunu,
Aşı boyalı duvarların yıpranmış öykülerini,
Sözünün eri kalemlere bağışlamıştık.
Atam Korkut boyundan soy endam Türkmen kızı,
İncitmekten korkuyor incelen sevdamızı;
Gurbet saksısındaki o kır menekşesiyle
Helalleşsek diner mi, boynunu büken sızı?!
Say, arpacı kumrusu! Gece boyu pinekler;
Ezberini abartır, yüz sayfaya bin ekler;
Karıştırmaya mecbur onca sapla samanı,
İsim hakkından sebep, del’lenmiş de, inekler…
Topladığı ne varsa, elde sıfır sağlama;
Hep başkası olmaktan gına getirdi amma,
Bahanesi geçersiz ömrü çalım o dilber,
Belayı davet eden öz adıyla müsemma…
YUSUF BİLGE
Düş gücü gezmek istedim
Kök hücre fabrikasını,
Anlatmaktan aciz kaldım
O hikmet harikasını.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!