Gurubun kızaran mahçupluğunda
Güne veda vakti sahiller sessiz
Sensizlik dolaşır son yokluğunda
Deniz her zamandan daha hevessiz
Tuvaller sıralı paletler hazır
Nefsin tuzağına düşme ey aşık
Ya gönülden konuş ya sus demişler
Leyla'nın hayali sevda masalı
Mecnun'a çöllerde mutsuz demişler
Aslı'nın bilinmez yurdu mekânı
Yolum üzerinde han var mı bilmem
Varıp da kendimi eğlesem biraz
Nicedir şu gönlüm sorar mı bilmem
Ahvalim hancıya söylesem biraz
Neler olur bilmem gün ertesinde
Arzu eder gönül haneye mihman
Yola düşen hemdem ihvanmış meğer
Bilsin istemezmiş ağyar ahvalin
Hali pürmelali pinhanmış meğer
Aruzlu adımla çöllerde kervan
Sayfaları eksik bir kaç hikâye
Maziden bugüne elde kalanım
Yazılan oyunun son sahnesinde
Yutgunduğum sırdı dilde kalanım
Sitem mekân oldu gönül hüznüne
Hasretin bağrında, dem aldı çayım
Mesafemiz sanki, dudak payında
Yudumun hüznünü, sor anlatayım
O malum mevsimin, eylül ayında
Yoksulun nabzını dinlerken sefil
Duyduğu nağmeler kul türküsüdür
Güftesi bestesi gam ile hemhal
Makamı hüzzamdan tel türküsüdür
Varsın yanan yansın felek çarkında
Gülşende bir şemme goncada reşha
Savursun rüzgârlar hâl olsun cana
Gönül hanesini saran rayiha
Arı emeğinde bal olsun cana
Bakışın manası göze yakışsın
Değişmedi değişmiyor azizim
Mekan aynı menzil aynı yol aynı
Uğraşma boşuna harcama vakit
Zaman aynı devran aynı kul aynı
Kıymeti yok hatır ile gönülün
Bir tesbihlik duruşun yok mabette
Rab'bin huzuruna çıkmak var orda
Secdeyle rükuyla boynunu büküp
Gözlerde yaş olup akmak var orda
Gönüller mutmain huşu içinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!