Taşın sessizliğinde sorulmamış bir soru var:
Varlık nedir, ve ben kimim onun içinde?
Sanki her nefes, unutulmuş bir yankı,
Bir çağrıdır, hiçliğin dilinde.
Erime — belki de dönüş değil,
Ölmek gerekir bazen
Denizin dalgasında boğulmadan
Kargaşa içinde yıpranmadan
asi rüzgarda savrulmadan
Ölmek gerekir bazen
Ölmenin de tadı kalmadı artık
Acının rengi sarmış gökyüzünü
Acı hayatı zehreder
Ölüme hasret yaşatır insanı
Ve her adım ölümünedir
Işığın sönmesini bekleyenler var
kör kuyuya kimmiş hasret söyle hadi
namlu ağzı hiç soğumadı umut bak
derinlere inen yükseklere gömülüyor
zincir aşkı dört taraf kefen akıllanan yok
inanç dokunmaya kabul ulaşılmaya hayır
Ölü bir adam gibiyim şimdi
Mezar suskun kefen durgun
Sokaklarda geziyorum usulca
Cesedimi gösteriyorum insanlara
Bir yokluga vursam kendimi
Ölüme benziyor halim
anılarla çarpışınca
suskun ve ağır
sensizliğe yol alınca
ölüye değil ölüme benziyor halim
varlığın sınırında yoklukla
Kimileri için
Bir şeylere inanmak inandığından kopmak
Hep zaman aldı
Söz konusu ben olunca herşey çok farklıydı
Herşey acımasız dı
Benim inandığım şeyler benden hep can aldı
Ölüm ölüm dediler hani nerde
biz şimdi ölüme hasretiz
en beteri yaşarken ölmekmiş meğer
biz şimdi musalla taşına hasretiz
Mahpushaneleri düz ettik
Ben küçük yüreğimle şiir yazdım
sen o güzel eşsiz yüreğinle
beni sevemedin ne diyeyim
gözlerinle görmesen de beni
hesap sormasan da yüreğinle
benim yine de verecek bir hesabım var
Ölümü arar oldum ey can
ya senin gözlerinde
ya hayatın pençesinde
şimdi her yanım pusu
her yanım endişe dolu
ben bilmezdim ölümü böyle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!