Dedim ve dedi ki
Öldüğüm ne gömüldüğüm ne bilmiyorum
Öyle bir evredeyim ki
içimde ki şer güruh git gide uyanıyor
içimde ki ilah git gide ölüyor
Yeni bir görev var.
Su diliyle kodlama yapılacak.
Şifreyi çözen suyla yıkanacak.
Arınma için bir yıkanma yeter.
Centilmenlik yasası konuşur.
Demir parmaklıklar çizdi ufkumu,
Gökyüzü şimdi bir kare kadar.
Dışarıda rüzgâr özgürce eserken,
İçimde sessiz bir fırtına var.
Ellerim değmez artık sabaha,
Dağların gölgesinde başlar hikâyem,
Rüzgâr taşır eski zamanlardan sesimi.
Ben bir dengbêjim, yitik bir öykünün taşıyıcısı,
Her kelimem bir ağıt, her nefesim bir tarih.
Taş yolların sessizliğini dinlerim,
Ölenle ölünmez, dedi.
Hayatsın, gidersen ölürüm, dedim.
En güzel hikayemdi, bitti.
Benden giderken bile onu sevdim.
Ahengi var, adaleti yok dünya.
Tarihle aşkı yazıyorum,
kronolojiyi bozan
bir duygunun izini sürerek.
Çünkü aşk,
takvimlere sığmaz;
ama her çağı değiştirir.
Devrim gülüşün ağırlığında
Tüm duvarları yıkan
Hem de bir kucaklaşma gibi
Prangalara pas vuran
Hasret her hücreye direnç
Avutulamam yokluğunla gülüm
Sensizliği bilirim bir bana zulüm
Baharı ver bana şiir olsun düşüm
Aşksızlık dolu muhabbete küsüm
Gül güzeli sevdiğim sensin devrim misali
Ey Dicle!
Sen yalnız bir nehir değilsin,
Bir milletin hafızası,
Bir medeniyetin nabzısın!
Çağlarsın Mezopotamya'nın kalbinde,
Aşk bir dil bilgisi hatasıdır,
özne yerinden oynar,
fiil taşar,
yüklem geç kalır.
Başta özneydim sanıyordum—




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!