Bir bakış — varoluşun ilk yankısı,
Bir nefes — hiçliğe anlam biçen.
Kalbin dili, aklın sustuğu yerde başlar;
Ve ben, senin gözlerinde kendimi unuturken
Evren, sessizce yeniden doğar.
Gittiğin o gün çöktü üstüme
Zaman suskun, kelimeler küskün,
İçimde yankılanan sessizliğin
Bir ömrün yankısı gibi sönük ve üzgün.
Bir çiçek soldu gözbebeklerimde,
Bir taş duvar susar, ben susarım,
Gölgeyle konuşur oldu düşüncem.
Işık, bir anlık misafir gibi,
Geçip gider, ardında sessizlik dem.
Demir parmaklıkta erir günler,
Hücreler soğuk
Hücreler ölüm yuvası
İnsanlar yakılıyor
İnsanlar yıkılıyor
Ölüm yılmıyor
Duvarlar aldırmıyor
Hayat tüm güzel renklere boyanmış
Sonra hüsrana uğratmış yaşayanları
Bulutlar öpmüş dalgaları sürgünce
Kuruyan gecede uykuya yatmış düşler
Sonrası zifiri bir tutku sevişme
Gecenin rengi barut rengine benzer
Zamanın tozlu rafından indirdim o ağır akdi,
Ruhumla dünya arasında kurulan o eski bendi.
Bir imza ki; varlığımı bin surete bölmüştü,
Bugün feshettim hepsini, sahte benlikler öldü.
Benliğimin altına kazınmış o mühürlü şartlar,
Bir kuşun kanadında rüzgarın sesi,
Gökyüzünde süzülür, sonsuzlukta.
Zincirlerin kırıldığı o ilk nefesi,
Özgürlüğün fısıltısı, her tüyünde.
Bir fidandır filizlenen toprakta,
Gözümde seherin nurla dolduğu,
Gönlümde bin renkli umut solduğu,
Bir bayram sabahı, güle yolduğu,
Serin bir rüzgârla başlar huzurum.
Kokusu çocukluk gibi içimde,
Bir sessizlik iner gönlümün kıyısına,
Ne bir ses kalır, ne bir iz zamandan.
Rüzgâr bile usulca süzülür içimden,
Bir sırra dokunur gibi, derinden, yavaşçadan.
Gözlerimi kaparım, dünya silinir,
Sessizlik inerken akşamın koynuna,
Gökyüzü usulca giyinir morlarına.
Bir yel eser tenimde, nazlı ve ince,
Kalbim durur bir an, zamanın önünde.
Ne bir telaş kalır ne eski dertler,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!