Ben hiç böyle yaşamadım
merhaba sana ey şafak
yine yanıp tutuşarak kördüğümüm
merhaba sana ey aşk
Hani nerde o puslu gözler
Sonbahar yine sessizce sokuldu pencereme,
Yapraklar gibi dökülüyor içimde eski günler.
Bir rüzgâr esti — tanıdık, ürkek, eksik —
Belki senin adını taşıyordu, belki sadece serinlik.
Kış, ardımdan usulca geldi sonra,
Mevsimsiz bir oda, zamansız bir han,
Ne dışarıda kış var, ne günde bir an.
Duvarda asılı kalmış bir lisan,
Okunur derinden, bilinmez ne zan.
Pencere açılmaz, göğü görmez bu yer,
Kül geceye söz düşmüş
Ay gölgesine öz
Aşk pusuda bekler
Belalar pas tutmuş
Baksın hele bana bir çift göz
Baksın da yiğit görsün
Kılıçlar sustu, dualar yankılandı taştan,
Zırhlar değil artık, düşünceler parıldar.
Her yara bir sır taşır,
Her sessizlik bir yemindir zamana.
Kutsal toprağın ötesinde aradılar hakikati,
Kuytularda bir menekşe
Taze hayat gibi kokusu
Nice çığları yutmuş
Firari eşkıya ya benzer
Şiir salkımı bir hasret
Deli zaman
Sürüldük gittik
Hazır olmadığımıza
Leyli yar
İçerde mevsimler kurur
Belalıyım galiba
Aşkını canıma buladığım
Olmazlardan aldığım yaramsın
Olsun ama yine de olsun
Mülk değil basbayağı lüks aşk
Gönlüme göre bir lüksün sevdiğim
Sessizlik örterken dört yanı gece,
Bir mabet yükselir içimde yüce.
Ne taş, ne duvardır, ne altın, ne taç—
Bir kalp ki, aşk ile yoğrulur yavaş.
Gönlümde kurulan bu kutsal mekân,
Ve yosunlar
Birer intihar çiçeği
İstanbul deli bir sarmaşık
Cehennem gel gel diyor
Cennet bedel ödetmeye hazır
Yaşayabilene aşk olsun




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!