Gök, kartalın aynasıdır.
Her bakışında, bulutlar diz çöker;
Her kanat çırpışında,
Rüzgâr hatırlar kimden doğduğunu.
Kartal töresi,
Kasım, yılın en derin nefesidir;
Biraz hüzün,
Biraz bilgelik,
Biraz da kendine çekilişin ağırbaşlı suskunluğu.
Işık kısılır, günler yavaşlar;
Sana gelişim bir kavgaydı aslında,
Kendi içimde kopan sessiz bir isyan.
Sevda dedikleri gül müydü, diken mi?
Ben en çok kanarken sevdim her zaman.
Bakışların sertti, sözlerin keskin,
Uzun bir yolun sonunda değil,
Bir bakışın sessizliğinde bulduk birbirimizi.
Ne kadar uzağa gitsek de,
Kalpler hep aynı yerden yankılandı.
Kavuşmak — bir varış değil aslında,
Taşlara kazınmış bir sır vardı,
Zaman bile unuttu anlamını.
Bir simge, iki dünya arasında durur hâlâ —
Biri görünen, biri sezilen.
Bir üçgen çizdim zihnimin duvarına:
Yer altında kefen yırttım —
karanlığın ağırlığı omuzlarımda,
sessizlik kemiklerime kadar işlemişti,
ama yine de nefes aldım.
Toprak sustu sandım,
Milyon yıl öncesinden gelen bir sızıdır bu,
Güneşin bal renginde donmuş, en eski uykusu.
Bir ağacın yarasıydı, akıp toprağa düştü,
Şimdi tenimde yanan, kor bir rüyaya dönüştü.
İçinde bir kanat çırpışı, bir küçük nefes saklı,
Öyle bir boşluktayım ki keko
Her şeye boş vermişim inan
Kılık kıyafetime yiyeceğime hiç bakmıyorum
Sakalları mı bir vakit kesmiş olsam da
Saçlarıma daha kıyamamışım
Eğer sakallarımı da kesmeseydim
Bir kelebek kanat çırptı,
ve kaderin kalemi titredi.
Bir fısıltı, bir nefes, bir hata —
ve evren yeniden yazıldı sessizce.
Düzen mi vardı,
Bir kelebek çırptı kanadını,
hiçliğin solgun sabahında.
Rüzgâr, henüz adını bilmediğimiz
bir kaderin omzuna kondu.
Bir titreşim — evrenin damarında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!