Ne yazın sıcağı kaldı,
ne de kışın karı düşer içime.
Arada bir mevsimim ben
adı yok, sesi yok,
senin gidişinle başladı bu suskunluk.
Büyüdüğün gözlerimde parlıyor,
oysa ben
bir aynayım,
kendimi seyrettiğim.
Işıkla kararıyor içim,
Herkes bir gün ölür,
ama bazı kayıplar
hiçbir toprağa konmaz.
Bir çukur kazılmaz onlara,
ne bir imam duası,
ne bir gözyaşı kabulu vardır.
Bir meydan kurulacak,
gölgeler bile ışığın önünde eğilecek.
Ne dağ, dağlığını koruyacak,
ne deniz, derinliğini saklayacak;
her şey, hakikatin önünde çıplak kalacak.
Bazı sözler vardır ki
dilin ucuna kadar gelir
lâkin kalp, Hakk'ın izni olmadan
açmaz o kapıyı.
Çünkü o söz değil,
bir mührün sırrıdır
Mutluluğun resmi vardı desende,
Kadın, o resmi ilmek ilmek dokudu kilime.
Kilimdeki kadın gibi mutlu olacaktı.
Hep “ya nasip” dedi,
Kader dedi kadın.
Kaderi sana kim öğretti, kadın?
Rüzgârın kulağına fısıldadığı neydi?
Saçlarına dokunan hoyrat el kimindi?
Yanağında alımsı bir renk kalmış,
O da solar birazdan.
Kokun ne yazdan dem vuruyor ne de bahardan.
Kuşlar neden mutsuz?
Ötüşlerindeki umutsuzluk neden?
Bakışlarındaki ürkeklik neden?
Saat kaç, günün hangi vakti bu?
Neden erkenden koyun koyuna sokulursunuz?
Yaratılanı güzel gör
her gönülde bir kusur arama,
yeli çok olan dağın yolu bulunmaz
dalda diken de biter gül de
Sabahtan sonra kuşluk vakti
Sen dillere destan ne eylülmüşsün!
İki büklüm oluşuma mı yanayım?
Döktüğün hazanıma mı?
Düşüyor can parelerim bir bir.
Yapraklar savrulur, döner rüzgâr,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!