Geçmiş ile gelecek arasına
Bir salıncak kurmuşum.
Gökkuşağının renkleri
Salıncağımın ipi olmuş.
Dönmüşüm geçmişe,
Kimler geldi geçti bu yoldan,
zaman bir ırmak misali çağladı aktı.
Gölgeler uzadı taş duvarlarda,
ayak sesleri sustu, yalnızlık kaldı.
Bir serçe kondu, sustu dal ucunda,
Gece, yaralı bir kuş gibi indi üstümüze.
Sokaklara sığmadı kalplerin çarpıntısı;
Gökyüzü bile titredi ihanetten.
Karanlığa karşı duran, umut verdi milletimize.
Tanklar ilerledi.
Ey Kalbim…
Ben kimi seviyorum?
Bir yüz mü bu böyle içime işleyen?
Bir söz mü beni saran,
yoksa bir öz mü?
Ne kaldıysa “ben”den arta,
hepsi döküldü bir bir.
Ne gurur, ne niyet,
ne de sahipleniş…
Hepsi, suskunluğun eşiğinde eridi.
Bugün 10 Kasım, Atam mı ölmüş?
Çanakkale’den On Dokuz Mayıs’a
Sanki ince bir sis çökmüş
Acı acı bir siren çalar.
İzmir’den Kars’a yayılır sesi,
Hep oradaydı…
Kapının gıcırtısında,
sobanın çıtırtısında,
yastığa sinmiş sessizlikte.
Söylemeden seven,
Neredeyse umut, yarına bakarsın,
Belki evladır, son son sarılışın,
Ölüm matemdir başkasın,
Sen anlamazsın, döneceğim sanırsın.
Bir can kalır geride,
Aldık bir ördek yavrusu on beşe,
Köy yeridir bizim de bir hayvanımız olsun diye.
Hanım dedi: "yem almadan olmaz!"
Ancak, yavrudur mısır tanelerini yutamaz!
Yiyeyeceği küçücük taneli olmalı!
Ördeğin boğazını tıkamamalı!"
Davullar vurur dağlara düşer bir yankı,
Fındık dalında sallanır şarkı.
Horon tutar gençler coşkuyla,
Kemençe ağlar, sevdalı yankıyla.
Gelin alayı iner yokuşlardan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!