Kapıyı aralık bıraktım bir zaman,
ne olur ne olmaz diye
ama içeri
yalnızca rüzgâr girdi,
bir de sessizlik,
üzerine oturdu her şeyin.
Kaç kez yazdım sana,
sayısını unuttum
her harf bir sızıydı,
her cümle
beklemekten yorulmuş bir yürek.
Gerçek dediğin şey
bir mahkeme kararı gibi düşüyor omuzlarıma.
Gece seni verir,
gündüz ise acını bırakır;
elime yokluğunu tutuşturur.
Hakikat,
gürültülü meydanlarda duyulmaz;
kalbin derin kuyusunda
sessizce yankılanır.
Gerçek ses,
Sen gittin.
Kapı kapanmadı ardından,
Ne bir ses kaldı,
Ne de yankılanacak bir neden.
Anlamaya çalıştım,
“Güneş doğarken yola çık,
Batmadan başladığın yere dön.”
Demişlerdi Pahom’a.
Ne kadar toprak istersen o kadar yürüsün diye.
O da yürüdü.
Bir özlem daha sustu içimde,
zamanın tozuna gömüldü söylenmemiş sözler.
Ne arayan kaldı, ne soran;
yalnızca sessizlik kaldı ardımda.
Bir yaprak düşer, dal sabırla saklar acısını,
Konuşmadı.
Sadece baktı.
Tüm sözcükler,
gözlerinin kıyısında
çatlamış bir hatıra gibi
suskun kalakaldı.
bir dağın yıkılması gibi sustu içim.
Ne bir iz kaldı ardında,
ne dönüp bakan bir ses.
Bir yel esti ardından,
yıkılmış duvarlar gibi savruldum.
Giderken ne bıraktın
biliyor musun ardında?
Adını ezberlemiş bir yürek,
ve susmuş bir şiir kaldı elimde.
Gidişin…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!