Tek tek parakende ve toptan
Tıkır tıkır işleyen aklı insanı ayakta uyutmak makinalaşmalar mekaniğinden
Etraflıca derli
Nufusluca toplu
Çarpık hesapların herzaman darmadağın olmuş sosyal çürümeleri eldesiyle
Beton gibi duvar yüzlü
O zaman..
Kopar gider kıyasıya kıyamet
Kızgın köpürükler püskürür dökülen saçılanlardan yere göğe o zaman
Ve her bir parçası illalah biraraya getirilemeyecek derecelere rezillik rüsvalık bürür
Bunak
Bus bus bunalmış
Kaç su bardağı ne..?
Kaç gram kahıra, küfüre,
Öfke patlaklıkları şişirik renkli sakıza kaç kıvam..?
Kaç şeker kaşığı zehir-zemberek?
Kaç yudum sinir boşalması,
Kaçöğün yutulmuş hap,
Ciddi misin..?
Bir pişirimlik tuzumuz olsun dedim..
Bu nasıl zümrütlük, nasıl hoşgeliş bu..?
Ondan sonrama söyleyim..
Ben hareket şık mı şık olsun dedim
Sesini soluğunu yanıp, siyahın yurdunu
Bütün eşikler gelip gitmelere aracı
Ayak altında insan
Adımlarının arasında hayat
Hor bakıp çiğnemek de var ortalara çırpılmış kül gibi
Baş tacı edip öpüp koklamak da var
Ömrüm ömrüm diyerek yer ve göklerin hakkıyla
Kaldırımda takoz ayaklarını sürüklercesine korsani
Elarabaları tezgahlarının arasından sakiiiince sıvışarak,
Desisede kezzap kavuran usulca
Niyette saklı köşeyi kıvırtıp bol nasipli kazanca müpteli
Yaka-paça silkelenmiş omzuna konan yititkliğinin kuşkul kuşluklu talihsiz hödüğü
Avrupayı yamultup kafadaki kuruntudan,
Belirsizliğe hayat düşüren aralarda sıkışmış kalmış bir tarih
Gelişmesi çoraklaşmış bir kozada, ipler sararken sarpalara
Silinmiş izlerine dolaşıyor söğüt dalları suyun
Kupkuru derelerde adım atasını unutunca halsiz gölgeleri içe işlemişliğin
Güze acıyan üzümler sancıyor ekşi koruklara
Gözü gelmeyen yağmurlara takılıyor ve yazsıcaklığı yamaçlarına devriliyor
Kendi fiilinde isleyen bütün zamanlari felaket yüklü buhrana büründürüp
Büründürüp giydirdigi buhranlardan
Krallik sultanlik saltanatlik cevahirleyen kontrollü sefilliklere ille sermayedar
Kuruldugu kumar borcunun ödesigine
Her ihmal ve insan sebepli felaketleri bile bile
Hayati kökten karartilmis karanliklarla özeye bezeye
Varsın da sanki
Yoksun...
Öksüz bir kapının el sürülmemiş sürgülerinin ardında
Kilitsiz camsız pencereden bahar duvaklarıyla taptazecik ve gelin...
Hoyrat yellerin hirk sürüp hasat savuran poyraz eşliğinde varsın da sanki
Madımak harmanlarından
Şaşılacak nesi var bunun
Şu hayatın ufuksuz pencerelerinden bakınacak olan
Yarının devamı gelsin diye bir büyük hayat hikayesinin
Herbir merdiven ayaklarında çıktıkca kendi hayatına
Sevgili ve sevinçli yürüyüşlerle yola çıkıp yorulduğuna
Niyesi değecek olan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!