İstanbul'da yağmur.
Bu yağmur
Herkese bir hasret
Sana bin hasret.
Üstüm başım sen.
Omuzlarımdan yorgunluk akıyor.
Hüznünün yanına
Şekersiz çay
Bir de acı çikolata koyarsın.
Kimi yalnızlığına içer çayı
Kimi içindeki kederin üstüne döker
İlaç niyetine yudum yudum.
Yaslanma bana!
Omuzlarımın yükü ağır.
Sen sözlerinden ağlarsın,
Ben sırtımdan.
Yaşlanma bana!
Ben koca yürekli.
Baktınız kıskanılıyorsunuz,
İşi inada bindirip şahlanın.
Biliyorum; sizden daha çok nefret edecekler.
Hiç sevmediler ki zaten,
Sevgiyi katledip mezara koyduklarından.
Kıskanmakla kalmayıp, dallarınızı taşlayacak,
Kıştan adamların içine,
Soba kurup oturdu kadınlar.
Parça parça yandılar
Lav salkımlı kuyuda.
Kat kat umutlar giyinip,
Hayaller örttüler üstlerine.
Dışım bütün
İçim paramparça.
Dikiş tutsaydım
Ben kendimi dikebilirdim.
Kışın ortasında
Yapraksız bir ağacım;
Sen, göçüp gittin ya bizden;
Yüreğimizdeki kor
Denizleri yığmakta gözlerimize...
Gecenin takımını giydirip
Karabasanın düğmelerini ilikledim
Boğazımda kravat
Gündüzümün cebinde mendil
Ki o da bir beyefendi
Benim hanımefendiliğime
Sokak ekmekciden geçilmiyor. Akşama kadar bağırıyorlar bi' de.
Sanki ekmeğinen nefes alıyoruz.
Akşama kadar
Cami anonsundan bozuk plak gibi aynı şeyler tekrarlanıyor.
Ezberledik artık yeter! Kafam şişti yahu... Evde de rahat yok.
Ekmekçiyim diye firar edeceğim.
Bak arkadaşına,
Kar yapraklarından çiçek açmış;
Elbiselerindeki ıslak yamayla
Nasıl da mahcup mahcup gülümsüyor.
Sobanın üstündeki ıslak çorapları
Gözyaşı dökerken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!