Herşey de cümlelerle söylenmezki be âdem...
Bazı duygular sessizdir, konuşulmaz hissedilir..
Bazen sessizliğin ağırlığı ya da anlamı seslerden çok daha derindedir...
Bazı duyguları konuşmak için,insanlar birbirine geç kaldığında, sessizlik en güçlü dile dönüşür... ve yüreğimizde yankılanan o fısıltılar doğrudan kalpte yerini bulur...
Herşey açıkça söylenmez be âdem;
bazen de
İnsanlar her ne kadar topraktan yaratılmış olsalar da, Aslolarak kalp ve beden olmak üzere iki parçadan yaratılmıştır... Bedenlerimiz bizim ülkemizdir... Kalbimiz ise o ülkenin sultanıdır... Akletmek için kullandığımız beynimiz kalbimizin veziri... Nefsimiz, bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamak için görevlendirilmiş ihtiyaç
memurumuz... Diğer bütün azalarımız ise kalbimizin askerleridir... Kalp neyi emrederse askerler o işle iştigal olurlar... Bu yüzden adına kalp dediğimiz Sultan ne kadar temiz ne kadar berrak ne kadar aklı selim olursa, beden denen ülke o derece güzel yönetilir... Birçok insan nefsi öldürmek gerektiğinden bahseder.. nefs öldürülmez...adına Nefs dediğimiz memur ölürse, beden ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelir... Düzen bozulur... Bu yüzden İnsanoğlu ölene kadar, nefs onunla birlikte hareket eder.. insan toprağa girene kadar nefs insana eşlik eder... Nefs ölmez.. terbiye edilir.. başta da bahsettiğimiz gibi nefs bedenin alışverişten sorumlu memurudur.. bedenin şehvet ve yeme içme ile alakalı alışverişlerini nefs halleder...bu memur ne kadar aç gözlü olursa, bedenin başını o denli belaya sokar... Ne kadar doyum kar ve ölçülü olursa da, beden o denli huzurlu olur...
Beden denen ülkede, nefs denen memurun sözü, akıl denen vezirin sözünden çoğu zaman daha fazla dinlenir.. nefsi serbest bıraktığımızda bu memur kendi başına buyruk hareket etmeyi çok sever.. şehveti sever.. yemeği içmeyi çok sever... Haddinden fazla yemek içmek, öfkelenmek ve şehvet duymak hayvanlara ait özelliklerdir...
Aslına bakacak olursak; İnsanların tamamı 4 Haslet üzerine yaratılmıştır. Bu 4 Haslet köpeklik, domuzluk, şeytanlık ve melekliktir...
Öfke sebebiyle vurmak öldürmek, eliyle ve diliyle insanlara ve yaratılmışlara saldırmak, zulmetmek gibi hal ve tavırlar köpek tabiatlı insanlara ait özelliklerdir... Şehvete düşkünlük,çirkin şeylere karşı duyulan aşırı hırs.. dur durak bilmeden sürekli daha fazlasını istemek domuz tabiatlı insanlara ait özelliklerdir.. yalan söylemek, hakikati, olandan farklı göstermek, gerçeklerin üstünü örtmek, ara bozmak, ortalığı karıştırmak, fitne çıkarmak, şeytan tabiatlı insanların özellikleridir...
Geriye kalan tüm güzel özellikler ise Melek tabiatlı insanların özellikleridir... Köpek ve domuz tabiatlı insanların görünüşleri her ne kadar diğer insanlardan farklı olmasa da, öz olarak bu insanlar domuzdan ve köpekten farksızdır... Biz bu dünyadayken bu insanların görünüşlerini insan olarak müşahede etmiş olsak da, kıyamet günü bu insanların özleri ayan beyan görülecektir... Suretler mananın rengine bürünecektir.. yeryüzündeyken şehveti ve hırsı kendisine galip gelen kimse, kıyamet günü domuz şekline girecektir... Öfkesi galip gelen kimse köpek ve kurt suretinde görünecektir.. aslına bakılırsa insanoğlu ahirette kendisini yeniden doğuracaktır...Dünya ahiretin rahimidir... Rahime insan spermi olarak akmak için çaba gösterenler, kıyamet günü insan olarak dirilecektir.... Köpek veya hayvan suretinde akanlar ise o suretlerde dirilecektir...
Hazreti Ömer'in halifeliği döneminde Medine'de çok büyük bir yangın olur... Öyle ki; yangını söndürmek Neredeyse imkansızdır...
Halkın içinden birisi koşarak Hz Ömer'e gelir..Ve;
-Ya Ömer... sen bizim halifemizsin... Bu yangın bu dünyaya ait bir yangın değil.. söyle ya Ömer... ne yapalım ki bu yangın sönsün... diye sorar...
Hz Ömer;
-'Sadaka verin' diye buyurur...
Hz Ömer'in bu tavsiyesi üzerine, gelen kişi hazreti Ömer'e;
Bütün pencerelerde bekleyen benim..
Ve
o çalmayan bütün telefonlarda,
aylardır konuşan da...
Kabul...
Bir kez yolda karşılaşalım,
Ben hiç meyletmedim lüks bir yaşama..
Bir villam da olmadı lüks tarafından..
Makamlı adamlardan emir almadım...
Hiç ödün vermedim adamlığımdan..
Benim hiç birikmişim olmadı..
Kusur bende, suç bende...
Sen bana gökyüzünü vaadet medinki ..
Yüreğini gök belleyip kanat çırpan ben idim ..
Ben ağladım, ben güldüm, bu benim sahnem.
Ben yaşadım, ben gördüm,yok bir bahanem..
Ben hâlâ aynı çocuğum...
Azıcık içim, çokça dışım yıprandı, hepsi o kadar..
Bazen çocuk yaşta sekiz,
bazen 78 buçuğum...
Büyütmemek lazım, her sözü bu kadar...
Bazen martı gibiyim, kanatlarımdaki rüzgarla yaşıyorum...
Bizim çocukluğumuzda, pazar günleri ülke genelinde banyo günüydü.. evlerde doğal gaz yoktu.. birçok evde tüplü şofben bile yoktu.. sobaların üstüne kazanlar koyulur, kaynayan suyla evcek sırayla banyo yapılırdı.. yine ayrıca, TRT'de, pazar günleri ikindi saatinde Yay isimli bir dizi yayınlanırdı.. başrolünde William tell oynardı.. hepimiz o saati iple çeker, yarım saat önceden televizyonun başına oturur, dizinin başlamasını beklerdik... Yine böyle günlerden bir gün, hepimiz banyomuzu yapmış,
Televizyonun başında dizinin başlamasını bekliyorduk... Babaannem de neçeğini dizlerine sermiş, saçlarını tarıyordu.. Tam o sırada dizi başladı... William tell ekranda göründü.. babaannem Tam da William tell'in görüş açısındaydı... William, Uzun saçlarını salladı... Ekrana doğru şuh ve gizemli bir bakış attı... babaannem bir hışımla dizindeki neçeği aldı, başına örttü... Neçeğin bir ucuyla da ağzını kapattı..Çocuk aklımızla babaannemin bu hareketi karşısında şaşırdık ve ona niçin böyle bir şey yaptığını sorduk..
Babaannem;
-"Ergiçler saçımı mı görsün yavrum" deyincede kahkahayı bastık ve;
-"babaanne Biz onları görüyoruz.. Onlar bizi görmüyor ki" dedik...
Babannem;
İçinden geçtiğimiz dönemde, şeytanın insanlara en büyük hilesi iyilik yaptırmasıdır... Şeytan insanlara iyilik yaptırarak, onlara kendilerini..kendi vicdanlarını...kendi fıtratlarını iyi hissettirir...Kişi iyilik yaptıkça, kendisini diğer insanlardan farklı hissetmeye başlar... kalbinin temiz olduğuna inanmaya başlar...Böylece kişilere "Ben zaten iyi bir insanım...herkese iyilik yapıyorum... İnançlı olup, ibadet yapıp, benim kadar iyilik yapmayan çok insan var... Benim kalbim temiz... Rabbim beni cehennemine koymaz" hissi yaşatır... Hal böyle olunca kul, farz ibadetleri gönül rahatlığıyla terk eder..Giyimine kuşamına...oturmasına kalkmasına...yemesine içmesine dikkat etmez hale gelir...Bu his bazılarında kibre kadar gider...Ayrıca insan yaptıklarının bilinmesini ister hale gelir..Böylece ya iyilik yapar, yaptığı iyiliği sosyal medya hesabına atar...Yada çevresindeki insanların gözüne gözüne sokar...övülmeyi ve konuşulmayı bekler...Son dönemde iyilik yapma furyasının ne denli arttığına bi göz atın...ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız .. şeytan insana iyilik yaptırır mı demeyin... Şeytan çoğu zaman insanlara rahmani yoldan yanaşır...
Unutmayın ki iyilik yapmak insanlara yardımcı olmak hayvanlara yardımcı olmak zaten Müslümanlığın şartıdır..ama nafilelerden önce farzlar gelir... Farzı terk edip, sadece iyilik yaparak... Yaptığı iyiliği de göstere göstere yaparak iyi bir Müslüman olduğunu zanneden kim varsa, şeytanın oyuncağı olmuştur... Ne demiştik başta....
bu devirde şeytanın en büyük hilesi "iyilik yapma merasimleridir".
Yasla başını göğsüme yâr...
Benim solum yedi tepeli şehir...
Benim solum, sonsuzluğa akan engin bir nehir...
Benim solum; hem evvel hem ahir...
Yasla başını göhsüme yâr..
Benim solum, yedi katlı gök..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!