Bak bugünde akşam oldu..
Karanlık, maddenin üzerini örttüğü andan itibaren Bugatti'ye binen içinde, Tofaş'a binen içinde tüm şartlar eşitlendi..
Yemekte bonfile yiyende,şehriye çorbası içende doydu...
Az sonra tüm ışıklar sönecek..
Herkesin üzerinde taşıdığı ünvanlar karanlığa gömülecek..
Yatağa girildiği anda ruhlar bedenleri terkedecek..
"Allah’ı seviyorum sanırdım..! Ama anladım ki, esas olan O’nun sevmesi imiş...Allah bir kulu severse, onun kalbini Kendisi ile meşgul edermiş." demiş hazret..
Sen hayatını güzel hasletlerle süslersin..Allah senin bu halinden hoşnut olur..senin tarafından sevilmeyi ve bilinmeyi diler...Yani önce Allah sever...Sonra sen ona mukabele edersin...Yada durum bunun tam tersidir...Sen Allaha karşı muhabbetim ve sevgim yok zannedersin..Sen namaz Kılmıyorum zannedersin...Aslında Allah senden yüz çevirmiştir...Seni huzurundan kovmuştur...Bunu bilmezsin...
Unutma;
Sürüyü arayan çobandır... koyun değil..
Aşk ateşi önce sevilenin kalbine düşer...ondan sonra seven bu aşka mukabele eder..!
Nasıl ki insan yedi perde ile Allah'tan perdeli ise, aynı perdelerle de şeytandan perdelidir...
-Nasıl ki insanların iyilik ve ibadet katsayısı arttıkça bir bir perdeler aradan kalkıyorsa, kötülük, nankörlük, isyan ve inkar katsayısı arttıkça da kişi ile şeytan arasındaki perdeler bir bir kalkar...
-Nasıl ki tasavvufta mertebeler varsa, şeytanlaşma hususunda da mertebeler vardır...
-Nasıl ki tasavvuf mertebelerinin ilk perdesi nefsi emmare ile başlıyorsa, şeytani mertebelerinin ilk perdesi de, nefs-i emmare boyutunun bir alt kademesi olan hayvani boyuttan başlar...
-Nasıl ki, tasavvuf mertebelerinde her perde kalkışta, kişi Allah'tan ilhamlar almaya başlıyorsa, şeytani mertebelerde de her perde kalkışta kişi şeytandan ya da şeytanlaşmış varlıklardan ilhamlar almaya başlar...
-Nasıl ki, tasavvuf mertebelerinde Allah için ve peygamber için yazılmış şiirler ve naatlar nefsi mülhime boyutundakiler tarafından yazılmaya başlanıyorsa, şeytani mertebelerde de, nefsimilimeye karşılık gelen kötülük boyutundan yazılmaya başlanır... Fark şudur ki, nefsimûhimeye kadar çıkmış kişi Allahu teala'dan ilham alır... şeytani mertebedeki kişi de şarkıları ve isyan kokan şiirleri yazarken, şeytandan ve şeytanlaşmış varlıklardan ilham alır..
Allah adildir...
"Güneş, herkesin üzerine eşit doğar..
Ama; gül başka, leş başka kokar..."
Hz muhammed başka..Ebu cehil başka kokar...
Hz Ali başka..Ebu leheb başka kokar..
Hz. Ebubekir başka, efendimizin mübarek yüzüne tükürme cüretinde bulunan Ukbe b. Ebî Muayt başka kokar...
İnsan ilk doğduğunda el üstünde taşınır...Elden ele dolaşır...
Yaşlandığında ise,ölemeyecekte, ele düşecek diye korkulur...
Annesi babası, olsun diye dua eder...
Aşırı yaşlanınca,evlatları ölsün diye dua eder...
Ama ilginçtir insanoğlu...Tüm hayatını evlatlarına mal biriktirmek için heba eder...Bunun için yorulur.. aldatır..yalan söyler...çalar..vurur..kırar..
Ama ALDANIR...
Amel defteri, herkesin kendi hayatından ve hayal gücünden esinlenerek yazdığı bir film senaryosudur.. Kişi yazdığı senaryonun, hem senaristi hem yönetmeni hemde Başrol oyuncusudur...
Allahın yanına giderken, çirkin sözlerin ve çirkin işlerin yazıldığı bir senaryo kitapçığı ile gitmeyin..O kitapçığı, Allah'ın hoşuna gidecek güzel faaliyetlerle ve güzel sözlerle doldurunki;
Dünyadayken çektiğiniz film, kıyamet günü cennnetlerin en güzeline aday gösterilsin..Kırmızı halı sizin için serilsin...
Nedendir bilmem, son günlerde içimde ince bir hüzün var..Sanki ait olmadığım bir toprakta kök salıyorum...Şehir boğuyor beni..Köye gitmek için hazırlık yaptığımız yazları özlüyorum..Bostanların kenarlarında kendiliğinden büyüyen Pembe köy güllerinin kokusu vuruyor ara ara burnuma..Değirmenin önünde çağlayarak akan suyun şırıltısını duyuyorum bazen ..Babannemle kozalak topladığımız çubuklu düzlüğü...Heybeden çıkardığımız kömbenin kokusu.. çobana katmak için damdan çıkardığımız danalarımızın sağa sola koşuşu...Babannemin küçük evde çökelek bastığı tulumun ekşi kokusu...sacdan yeni inmiş köy ekmeğine sarılı tereyağı ve çökeleğin o enfes tadı..Babannemin kıvır kıvır duran kınalı saçı..Köydeki leçekli teyzeler, sekiz köşe kasket takan amcalar..Ve daha neler neler geliyor aklıma... sezen aksun'un "geridön" şarkısı çınlıyor bu ara kulaklarımda...Başımın iki yanında sallanan örüklerimi..Babannemin avuç içlerimi öpüşlerini...Dedemin türkü söyleyerek atını nalladığı söğüdün dibini...Dereden su getirmek için kullandığım çatallarımı...Yürürken gıcırdayan lastik ayakkabılarımı...
Ve daha bir çok şeyi anımsıyorum an be an....
Betonun icadı insanlık tarihine atılmış en büyük kazıkmış bence...Keşke hep doğal kalsaydı herşey...Yetiyordu eskiden insan insana...
Ben çocuk olduğumuz günleri özlüyorum...Yada çok olduğumuz günleri..Ama en çokta Anadoluyu..Evet evet, En çok anadoluyu.
Sıkışıp kaldım dört duvar arasında...
Gitsem düğüm,
Kalsam zulüm...
Araf denen bir yerdeyim...
Sağa dönsem yüzün,
Sola dönsem hüzün...
Asaleti kendinden olanın gösterişe ihtiyacı yoktur...
Bu insanlar için köşk ile gecekondu arasında bir fark yoktur mesela...
Mutlu olmak için pahalı zevkler edinmezler..
Giyinmek için özel şeyler aramazlar..
Makyaj yapmayı sevmezler... acılarını sevinçlerini,gülüşlerini, mimiklerini, yüzlerindeki çizgilerini makyajın arkasına gizlemezler..
Tay tüyü koltukla, kaldırım taşı arasında bir fark görmezler..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!