Aynı zaman diliminde, fakat farklı bilinç seviyelerinde..farklı frekanslarda yaşıyoruz...Bu yüzden her birimiz aynı olaydan farklı sonuçlar çıkartıyoruz..
-Aynı evin içinde yaşadığımız insanlarla bile farklı duygu durum değişimleri yaşıyoruz...
Çünkü frekanslarımız farklı..İnsanlar bu önemli ve kadim bilgiyi bilmedikleri için herkese aynı davranıp, aynı karşılığı vermelerini bekliyorlar...Olmaz...Mizaca ters...yaradılış özelliklerine ters...çünkü herkes kendi bilinç seviyesinden ve kendi nefis mertebesinden ses verir hayata..... Şeytani frekansın ağır bastığı nefsi emmare boyutundaki birisinin, nefsi mutmainne boyutundaki birisi ile aynı tepkiyi vermesi beklenemez...Aynı kitapları okuması...Aynı ideolojiyi benimsemesi beklenemez...Neden...?
-Çünkü her ikisinin etki alanına girdiği frekans farklı...Nasılki aynı radyoda farklı frekanslar mevcutsa..Ve her frekans kendi diliyle dilleniyorsa...İnsanlarda kendi frekanslarının diliyle dillenirler...Kızmayın..Anlamaya çalışın.. tefekkür edin...
-Aynı yaşta..aynı ortamlarda büyüyen iki gencin dâhi, aynı olaya farklı tepki verdiğini görüyoruz..Bunun sebebi Çağ değişimi değil..Bu iki gencin hangi bilinç seviyesinde dünyaya geldiğidir...Dünyaya gelirken anne babasından kendisine geçen karmaların kalitesidir..Mevzu derin..Zaman dar...İnsanlar yorgun..yormayalım... şimdilik diyeceklerim bu kadar...
Sevda değildi bu,
Sanki bir düştü..
Sürecek diyordum
Sonsuza kadar.
Takvim yaprağına
Ayrılık düştü..
Bir gönül tutulması bekliyorum...
Alemlerin Rabbiyle..
Perperişanım, Hiradayım..
O günün hayaliyle...
Köye gitmek iyiydi de, köyden dönerken babannemi ve dedemi ağlar halde bırakıp dönmek yüreğime çok otururdu... Çünkü bilirdim ki; Biz döndükten sonra babaannem bir hafta boyunca üzüntüden doğru dürüst yemek yemezdi... Geride bıraktığımız oyuncakları görünce ağlardı.. Bu yüzden İstanbul'a döneceğimiz vakit yanaştığında toplanmaya başlar, ortada kendime ait hiçbir şey bırakmamaya çalışırdım.. babaannemin beni hatırlayıp ağlamasını üzülmesini istemezdim.. gitmek mi zordu, yoksa dönmek mi zordu şimdi bile isimlendiremiyorum..
artık memleketten dönerken arkamızdan ağlayacak ağıtlar yakacak hiç kimsemiz kalmadı..Bizi karşılıksız sevecek, sorgusuz sualsiz sevecek kimsemiz kalmadı..Sahi ne diyordu şair;
Gitmek mi zor, kalmak mı zor...?
Alıştım mı sensizliğe, unuttum mu sor..
Her lafın sonu yine senin haberin..
Babam her sene bir aylığına da olsa, babaannemle dedemi sevindirmek için beni köye gönderirdi... Ve dedem, her köye gidişimde, Bir önceki seneye göre ayağım büyüdüğü için, köyde giyeyim diye bana yeni bir çıtçıtlı lastik ayakkabı alırdı.. bir sene kırmızı alırsa,diğer sene yeşil alırdı... Bana lastik ayakkabı alacağını bildiğim için dedemin kasabadan geliş saatini iple çekerdim.. öğleden sonra saat 4.00 olduğunda yolun başındaki çeşmenin yanına gider, uzaktan doğru köy minibüsünün görünmesini beklerdim... Dedem geldiğinde Ve elindeki bavul açıldığında, burnuma gelen o üzüm kokuları, domates kokuları hâlâ burnumda tüter...Helede ayakkabıları poşetinden çıkardığımda ortalığa yayılan lastik kokusunun bana verdiği mutluluğu kelimelerle ifade etmeye kalksam, dünyadaki tüm lisanlar yetersiz kalır...O günkü çocuk aklımla, o kadar mutlu olurdum ki; anlatamam...
Sonra nemi değişti ;
Ben büyüdüm...Dedem ve babannem küçüldü..küçüldü..Toprak oldu... artık memlekete gittiğimde ayağıma lastik ayakkabı alacak kimsem kalmadı...evler ,
kapılar, kilitler, hayatlar, en çok da insanlar değişti....
Hristiyanlar sağ parmaklarının ucunu birleştirerek önce sağ omuzlarını, sonra sol omuzlarını, en sonunda da alınlarının ortalarını işaret ederek #istavroz çıkarırlar.. bunun ne manaya geldiğini #Hristiyanlar bile bilmezler aslında.. Çünkü onlar bu üçlemeyi baba oğul kutsal ruh olarak bilirler.. Onlara öyle bildirildi...Ama işin aslı öyle değil işte.. biz işin aslını izah edelim...Bilin...Herşeyin aslını bilin...
Bir ihtimale göre,Hz. Meryem, Hz. İsa’ya hamile kaldığında,bir ihtimale görede doğumdan sonra, Allah-u teala, Hz. Meryem’e;
‘söze oruç et...Çünkü sen ne söylersen, onlar sana inanmayacaklar. Bir şey anlatmak istediğin vakit, ille söyleyeceksen de işaret ederek söyle.. işaret ederek iste...ağzından kelam çıkmasın’ diye emir verir.. Bunun üzerine söz orucuna niyetlenen Hz. Meryem, bir gün ihtiyaçlarını almak üzere pazar yerine gider ve orada Yahudilerin sözlü tacizine uğrar.... Hz. Meryem, bunun üzerine o vaktin örfünde olan işaret diliyle; sağ eliyle, önce sağ omzunu, sonra sol omzunu, sonra karnını ve en son alnını işaret eder.... Hz. Meryem’in yaptığı bu hareket, o vaktin örfünde işaret diliyle şu anlama gelir:
‘Sağımdaki ve solumdaki melekler şahittir ki, bu karnımdaki alnımın yazısıdır!'..
Evet..istavrozun..yani haç çıkarmanın asıl manası budur..Ama bu bilgiyi şu anda kardinaller ve rahipler bile bilmemektedir..Bilenlerde konuşmaz zaten..Konuşurlarsa, ya işlerinden olurlar..yada hayatlarından olurlar...peki onlar istavrozu ne diye açıklarlar..Gelin onuda Google'a soralım;
İflah olmaz yaralarıma merhem senmisin..?
Derdime derman olan son dirhem senmisin..?
Zerreden kürreye her bir pârem,
Kendimden bile sakladığım çârem senmisin...
Bulutlardan damla olup düşen senmisin...
İnsan saramadığı yarayı saklarmış..
Bazen bir gülüşün içine..
Bazen de derin bir sessizliğe..
Velhasılı kelam;
Mutluluktan gülmez her zaman insan..
Çoğu zaman hüznünü saklama çabasıdır gülme sebebi..
Bazı kadınlar, kendilerini mutlu etmek için sürekli süslenir ve sürekli makyaj yapar...
Bazı kadınlar ise sadece gülümser...dünya onların gülüşleri ile güzelleşir...
Ne hoş bir güzelliği vardır;
Hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin...
Kimseye kötülüğü dokunmadan,
onurlu bir yaşamı seçenlerin..
Hani aramızda bazı kimseler vardır... Bizler o insanları sürekli iyilik yaparken... Dürüst yaşarken.. gariban insanlara kol kanat gererken.. hayvanlara kol kanat gererken...Emri bil marufu gerçekleştirirken görürüz ya...Ha işte..O insanlarıın yaptığı iyilikler kendilerinden değildir aslında...Rablerindendir... Allahu Teala kalp güzelliğinden dolayı..Safiyane gönlünden dolayı kendisine nazar ettiği o kişileri, kendisine kanal olarak seçmiştir...o kişinin eliyle yapan yaptıran Allah'tır... O kimsenin diliyle konuşan konuşturan Allah'tır.. Allahu Teala yeryüzünde birilerine iyilik yapmayı... birilerine yardım etmeyi .. emri bil marufu gerçekleştirmeyi Murad ettiğinde, iyi kullarını bulur... Ve o iyilikleri onların elleriyle yapar.. Böylece hem Allahu Teala yapmayı Murad ettiği şeyleri gerçekleştirir... Hem o kullarını kullanarak, o kullarının amel defterlerini iyiliklerle doldurur..Hemde, kâinattaki düzeni sağlamış olur...Buradaki ölçü SAFİYANE KALPTİR...Kalp saf..tertemiz... gösterişten ve riyadan uzak olmalıdır... Hani Allahu Teala "Ben yeryüzünde kendime halife yaratacağım" buyurmuştur ya...Ha İşte....bu insanlar Allahu Teala'nın kendisi için seçtiği halifeleridir.... Allah'ın halifesi olmak..Ve onun gözüne girmek istiyorsanız, kalbinizi her türlü pislikten temizleyin... Gösteriş ve riyadan uzak durun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!