Biz ki, ay düşmeyen nice gecelerin korkularına atlarımızı koşumlamadık mı?
Yumuşak gövdemizle, gülüşlerimizle paramparça etmedik mi sevgisiz bedenleri
En bilinmez yaratıkları, en koyu karanlıkları yenmedik mi kutsal sevgimizle
Gövdemizi paralayan, içimizi harabeye çeviren bir sevdadan zaferle çıkmadık mı?
En koyu yalnızlıklara yıldız kümeleri ekip, mor gülüşlü zebanileri yüreğimizle yenmedik mi?
Mecalsiz unutkanlıkların rıhtımında avuçlarımda güneş
Dermansız bir düşünüş dudaklarımda, içtiğim özlem
Geçmiş zaman kapsüllerine suskuyu tıkıştırıyorum
Yamalı bir düş artığı yüreğimde, çok üşüyorum.
Susmayı öğretti zaman, satırlarımda yalnızlık düşü
Seninle kurduğum tüm köprülerin omurgası yine sevdayı taşır
Her şafakta kardelenler bir bekleyişin, özleyişin acısını yansıtır
Sensizlikten dağılsam, savrulsam tane tane, vurulsam da alnımdan
Bu yürek kaç sevdalının yoksul yüreğini doyurdu, sapmaz yolundan
İzahı olmayan, yüreği çile kokan bir şiir dökülür şimdi dilimden. Yıldız küllerinin savrulduğu girdapta seninle aşka uyanmak, seninle gri bir düş yumağına sarılmak ve Yunus’un geçtiği tüm yollardan teğet geçerek gönlümü soyut şarklarında soymak yetmedi. Buncadır ne selim ulaştı sana, ne milim.Yürüdükçe sana kaldım geride ve ben gözlerinin ırmağında yıkanmalara durdum bir filmin tam finalinde. Gözlerimdeki alınganlıkla, yüreğimdeki gerdanlıkla, hücrelerimdeki hüzün kümesiyle sevdanı kelimelerle değil, henüz doğmamış ceninlerle kundakladım.
Bu gece ışık dalgaları aydınlatsın deniz yüreğinin gizemli, gelgitli koylarını
Bu gece, ellerim yine yoklasın yokluğunun kır çiçekleri kokulu yastıklarını
Mavi bir yelkenli üzerinde atayım yeryüzünün en uçarı, çocuksu naralarını
Çünkü, seninle dölledim tohumumu, seninle sürüyorum kutsal toprağımı…
Yüzümün yorgun yollarında bir ozan çığlığıdır duyduğun. Geriye dönüşün, geri getirilişin asla yazılamadığı bu hayat tuşlarında en güzel çağrıdır gözlerinin uçurtma sevinçleri. Tıpkı bir çiçeğin tohumunu incelemek gibi. Hayatın ölümcül tutkulara kucak açtığı bekleyiş mevsimlerinde denizin ve dağların sınırlarını çizdiği bir ülkede yüzlerce şiirimdeki mısra, binlerce sözcüğümdeki sevda ve senin için dinlediğim şarkılardaki aşk’sın sen.
Sözlerimin dağlarından bir çığ düşer, anlarsın beni günün birinde
Kutsal yüreğinin tapınaklarını sellerim basar, kaybolursun içimde
Nice bulutlar geçti üzerimden
Kıyım ayrılıklar sürdü tenim/e
Mavi denizlerle seviştim ben
Eşsiz bir gül/ce girdi şiirler/ime.
Her gülüşünde açıldı damarlarım
Kıyılarımızın boş kumullarında yağmur altında dolaşmayı düşledikçe biz
Ne kadar istemesek de, inkar etsek de, bir gün her şey geçip gidecekti işte
Bir sevdanın ruletini çevirdikçe kanadı yüreğimiz, koptu birbirinden ellerimiz
Bedenimizdeki aşk telaşıyla, yüreğimizdeki kıyım ateşlerine attık kendimizi
Sapandan çıkan bir taş misali patladı öfkemiz sürüklendiğimiz aşkın nefesinden. Çığlık çığlığa aktığımız gecelerde hırçınlıklarımızı dayattık yüreğimize. Nedensiz taşlaşmalarla bıçkın düşünüşlerde ayrıldık, göğün en mavi denizlerinde olta atarak sevdamızın töresine karşı durduk. Suçumuzun sorgu mendillerini kurutmadan kan düşürdük yüreğe, can biçtik kalbimizdeki dileğe ve helalleşmesiz, duldasız yıldızları kendimize mesken seçtik.
Bir gün, mavi bir iklime taşınır senin de bedenin
Bir yaşamak türküsü büyür üzünçlü dudağında
Bugün mavi giy üzerine, mavi gülsün gözlerin
Çık gel karanlıklardan, ellerini bulsun ellerim
Ezinçler kaybolsun, kanımdaki çıralar tutuşsun
Uyandır sevda uykularından, seni bulsun yüreğim.
Yüzüne çarpınca yıldızlar, ağlaması bitmeyen çocuklara benzersin. Ben, resmini kuşlarla birlikte çekmeyi ve acıkmış kuşları ellerinle okşamanı seviyorum. Kirlenmiş sokak lambalarının altında saatlerce seni bekleyip, mevsimin güzü çağırdığı bir kentte seni düşünüyorum.
Kaygımın savaklarında anların tortusu, karıncalar yol açıyor gönlümün ülkesine
Gönlümün derinliklerinde aşkın dokusu, bir kadın yol gösteriyor ölümsüzlüğe
Puslu denizlerden boş ağlar çekiyorum yıllardır, ruhumun musallasında replikler
Seni yazıyorum şu kocaman coğrafyaya, yüreğimde gözlerin, gönlümde şenlikler
Tasayla kavrulan yüreğimin uzak yörüngesinde bir dağ rüzgârı, yamacımda parçalanmış ruhların sınırı. Koyu gölgesi düşüyor şehirlere aykırı bir günün, perdede ne gülücük, ne aşk var. Matı seçiyor inadına insanlar, ruhları işgalde, gönüllerinde kaybedenlerin hüzzam edası. Belirsiz yolculukların boş peronlarında ben aşka gidiyorum, usumun devrilmiş notlarından savrulurken sevdaya dair son satırlar.




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.