SIR
Sevdamı sırra sırrımı kanıma akıtmış gönül çıkmazında rahmet kapısı arar her gördüğüm her konuştuğumdan gizli bir teselli umut eder sırrımın acısıyla dünya sürgünüme devam ederdim.
Öyle kolay değil gönül denizi sırlarla köpürüp taşmış birinin teselli bulması. Mahzunluk durgunluk bazen öfke patlaması. Tıp dilimi yoksa halk dilimi bilemem ama gerçek manada yaşanılanlar duygu durum bozukluğu. Bozulan duygular ruhsal çöküntüler kendi hakkında alamadığın mantıklı kararlar hayatının her an ve zerresini kuşatmış yanlışlar içine düştüğün batak seni adeta hüsran çölünde kum fırtınası gibi sıkar hoyrat bir rüzgâr gibi sertçe önünde sürükler. Kapılıp gidersin bahtının rüzgarına. İçinde sıktığın her an tıkar damarlarını kanını dondurur konuşamamak bitirir tüm umutları kapatır tüm kapıları aradığın teselliden bile uzak durursun. Durumunu bilmeyen herkes haline acır aklınca teselli vermeye çalışır lakin sırrın gönlüne mühür olmuştur tesellide kabul etmez.
Çıkmazlara sarasın umutlarını hayallerini, artık hayallerin bile sırlı mühürlü kalbine şifa olmaz. Hayaller güzel rüyalar bile güldürmez yüzünü. Sır fedakârlık yapmaya değil feda olmaya sürükler seni içinde sakladığın sır. Ağır gördüğün gizlediğin sırrına feda olursun gönlünde taşıdığın sevdana feda olursun.
Bu feda olmanın sonu gelmez artık. Her an her saniye feda olursun harap olursun. Sana her sorulan soruda yok olursun.
Zifiri dertlerimi kalbimden söküp atan,
Karanlık ufkumuza hilal misali doğan,
Rahmetin gölgesinde sükuta erer gönül;
Gözleri gökyüzü yar, bakışı ömre vatan.
Gecenin ensesinden şafak söküyor gibi,
Uzatır ellerini, bir nur döküyor gibi,
Son Hakanın Yalnızlığı
Yüzyılların yükü omuzlarında bir dağ,
Yedi düvel pusu kurmuş, yolların tuzak.
Koca bir çınardan yapraklar koparken bağ bağ,
Senin derdin ümmetti, senden gayrısı uzak.
Tahtın üstünde yorgun, uykusuz kaç gece,
Bir ömür sığındım hep o mahzun iklime,
Hüznü giydim üstüme, sustum kendi kendime.
Gözlerin bir yangındı, ferman oldu gönlüme;
Sen gittin de bir tek o gitmedi yanımdan,
Bir sır gibi sakladım adını sol yanımdan.
Kıbrıs’ın akşamları şahittir efkârıma,
Karanlığın en koyusunda gözlerine daldım bu gece
Nasıl anlatayım dalgınlığımı manasız her kelime her hece
Kaldım yine üst üste sorularla iç içe
Nasıl çözülür ki ayrılık denilen bilmece
İmdat ararken derdime karanlıklar çekti beni içine
Gece çökmüş ufkuma, sırlar dile gelmiyor,
Gönüldeki sızıyı zamandan başkası bilmiyor.
Bir anlık tebessümün bedelidir bu ömür,
Yürek sabır taşında, vuslat nedir bilmiyor.
Uzaklarda bir ışık, karanlığı bölen o,
Kimse bilmez içimdeki o kördüğümü,
Sessiz bir limanda demir atar gemiler.
Dilime mühür vurulur, susar kelimelerim,
Gözyaşıyla sulanır içimdeki gizli yer.
Yine zalim gecenin ortasındayım
Senin hasretin senin yasındayım
Ayrılığın onuncu yılındayım
Değişen bir şey yok ben hala aşkımın en başındayım
Geçen yılların giden gençliğimin ardındayım
Gecenin en koyu, en zifiri yerinde bir tohum çatlar,
Duysun sağır duvarlar, ürpersin saraylar ve tahtlar!
Prangalar altından fışkırır o mukaddes adımlar,
Yıkılacak elbet üstümüze çöken bu uğursuz damlar.
Kuşatılmış ruhların sinesinden yükselecek o çığlık,
Yırtılacak gökyüzü, bitecek bu asırlık karanlık.
Uzak iklim
Pencereden sızan şu solgun ışık,
İçimdeki gurbetin ta kendisidir.
Vakit gece, hasretin en koyu demi,
Yüreğim bir eski kervan sesidir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!